15 Şubat 2014 Cumartesi

CİHADİYE; YALÇIN KOÇAK, 18. DÖNEM SAKARYA MİLLETVEKİLİ

CİHADİYE…
Yalçın KOÇAK
18. dönem Sakarya Milletvekili
Geçen gün zihinlerimizi ve gündemimizi Cihadist diye saçma sapan bir kavramla karıştırmaya çalıştılar,  CİAdistler.
Gelin bir 100 yıl evvele piketaj yapalım ( Kırıklıkların tespiti ile doğrudan ne kadar uzaklaştığımızın anlaşılması). Abdülhamit hal edilmiş, taht’ta Sultan Reşad bulunmakta. 11 Kasım 1914 de Halife Sultan Reşad son cihadı ekberi ilan etmiş.
Dünyanın karışıklık yıllarıdır, imparatorlukların hırpalanma, İzm’lerin hazırlanma yıllarıdır 1910’lu yıllar ve bizim acı reçetemizin, laboratuar kobaylığımızın hazırlık yıllarıdır. Müttefiklerimiz İngilizin yalnız bıraktığı, Şahı açığa çıkarma oyununun oynandığı yıllardır.
Hayretim odur ki, bu ne diplomasi, bu ne siyaset imparatorluğumu parçalayan İngiliz, Lozan’dan sonra en tepemde gene İngiliz??.
Bir tenakuz yok mu beyler. Tecavüzcüsüne aşık olma sendromu bu olsa gerek. Bu da bir gerçek, belli ki tarihi yeniden yazmak gerek.
Her neyse tarihten örnek çıkaracağız ya Sultan Reşad hazretlerinin himayesinde üç dernek bir teşkilat kuruluyor. Bunlar Cihadiye teşkilatları. Teşkilatsız Osmanlı toplumu teşkilatlanınca bakın neler yapıyor, nasıl destanlar yazıyor.
İzci Teşkilatı; bilmeden Çanakkale’ye kahraman hazırlıyor, Teşkilatı Mahsusaya ve Karakola eleman hazırlıyor. Dahili ve harici haber alma elemanları ve özel imhacılar yetiştiriliyor.
Donanma Cemiyeti; Yunanistan’ın Averoff adlı, savaş gücü yüksek bir gemi alması üzerine, Türk milleti kıyam ediyor. Almanya’dan altı gemi satın alıyor. İngiltere’ye de iki gemi sipariş ederek parasını da ödüyor. İngiliz gene kahpelik yaparak ne bu iki gemiyi ne de savaştan sonra bedellerini iade ediyor. Buda benim vasiyetim olsun; İngilizlerden iki savaş gemisi alacağımız var, bilene.
Gün gelir birileri ister diye. Bunlar tamamen milletin yardımlarıyla yapılıyor. Bu millet bu kıyamı 60’da da yaptı, Alyanslarını verdi, bileziklerini verdi?.
Hilal-i Ahmer Cemiyeti; bugün Kızılay diye bildiğimiz yapı. Hanımlarda Cihad’a koşmuş, yaralı bakmış, dul, yetim, öksüz kalanları sahiplenmiş, cepheye eldiven, kaşkol, çorap örülmüş, battaniye, çarşaf, kaput dikilmiş hatun kişilerimiz çok yararlı işlere gönül vermiş.
Müdafa-i Milliye; Mondros’la kapatıldığı da söylense bir milletin, milli kültürünü, harsını, varlığını idame ettirmesini istemesinden daha doğal hakkı ne ola ki ? Milli haklarımın müdafaası için kapısı, penceresi olan derneğe değil onlar için vuran bir yüreğe ihtiyaç vardır. Hind denizinin ötesinden gelen yürek seslerini dahi İngiliz öğretilisiyle yazdırılan tarih hala Hind Müslümanları diye yazar; onlar hala bizi ve ilgimizi bekleyen, Dilimizi bekleyen Babür Türkleriydiler ve hala bekliyorlar.
100 milyon TÜRK, TÜRKÇE konuşmak için bekliyor, Bunun ne anlama geldiğini bilen, anlayan, düşünen bir idrak sahibi belki okur, umuduyla yazıyorum.
Toplu vurunca yürekler, onu top sindiremeyecektir.
Müdafa-i Milliye; 1939 dan beri Tanzim edilen bir devletin, bir milletin isyanının, öze dönüşüm arzusunun dışa vurumuydu, Anadolu insanının mayasında var olan esaret zincirlerinin kırılmasının, prangaların getirenlerin boynuna Çanakkale’de dolanması öyküsünün adıydı. Odası kireç tutmayanların, mayası esaret tutmayanların başına esaret gömleği geçirilemedi. Başardı da 250 bin tomurcuğuna mal oldu. Sonra Lozan’da uğrunda öldüğü değerleriyle üstüne toprak attılar, benliğini de defnettiler.
Batılı ol, batı kulübün de ol dediler. 90 yıl oldu hala TANZİM ATıyorlar, ediyorlar, bir türlü Batı kulüplerine bizi almıyorlar. Peki çare, Son Çare Lala Paşa çalışalım.
İşte bugün dışa vurumlar, yüz yıl geriden gelen gaip ve garip sesler, ÖZEDÖNÜŞÜM talepleridir bunlar, Tarihi yeniden yazmak arzusudur bunlar,
Tarihin Cihadı devam ediyor… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder