30 Temmuz 2015 Perşembe

SAĞLIKLI SİYASET AHLAKLI SİYASET; ANLARSIN!...Mehmet Halil Arık Emekli eğitimci – DENİZLİ

SAĞLIKLI SİYASET
AHLAKLI SİYASET…
Siyasi başarıyı, sadece köşe kapma zaferi olarak görenlerin,  ahlakı dışlamalarından daha doğal ne olabilir ki?
Hele bir de, ulaştığı her makam, zenginlik ve politik güçle, tatmin olmayan, bireysel ihtirasları öfkeyle beslene gelmişse onda ahlak, zaten soksan durmaz!...   
Demokrasi ne sadece sandıktır, ne de  %50+1 Milli İrade’dir  .
Nicel üstünlüğü sağlamak zafer sayılınca yöntemin gayri-yasallılığı ya da kirlenmişliği önemsenmez. Siyasette, nicelik Milli İrade adına nitelikleri yok sayan baskın karakter halini almışsa, bu tanımına göre her türden ayak oyunu da siyasetin fıtratı - cilvesi sayılır hale gelir… Ki bu siyaset ne sağlıklıdır ne de ahlaki..
*
Özetlersek : “Sağlıklı siyaset ahlaklı siyasetle başlar”.               
*
Siyasetçilerden, ahlak kuralları ve yasalar çerçevesinde görev yürütmeleri gerektiğine dair şeref ve namus sözü vererek yönetime talip olmaları istenir. Bu yemini ederler de!...
Ne var ki daha ilk adımlarında, ülkenin bekası ve toplumun refahı adına ne yapacaklarını düşünmek yerine, gelecek seçimdeki ikbal kaygısına düşüp bu yemini unutuvermek, kirlenmişlik değil midir? Ya bir de siyaset, hırsları gerçekleştirme fırsatı olarak görülürse….!
Bu telaşla atılır kirliliğe ilk adım… Ve devamında kirlenen olmakla kalınmaz, “kirleten” de olunur.     
*
Siyasetçinin asli görevi, toplumsal ahlaka uygun biçimde hukuk düzenlemesinde görev üstlenmektir. Göreve başlarken edilen yeminle de, bu asli görevin hakkıyla yerine getirileceğine dair toplum huzurunda verilmiş şeref ve namus sözüyle siyasetçi kendisini yükümlü kılar.
Sözün yerine getirilmemesi durumunda, yemin sahibinin düşeceği durum ve hak edeceği sıfat kendi yemini ile millet huzurunda ta baştan karar altına alınmıştır. Ne yazık ki; kirlenmişlik öncelikle bu yeminin bozulmasıyla başlar
*.      
Özetlersek: Ahlakı dışlayan siyaset kirlidir…
*
Hele hele; bir toplum kirli siyasetçiyi, fırsatlar yaratarak, kılavuz karga rolüyle meydanlara sürmüşse, artık o toplumun - burnundan topuğuna - nelerin içine batacağı ta başından bellidir. Ülkeleri açmazlara sokanlar işte o basiretsiz kargalardır. Şu da mutlak bilinmelidir ki; o basiretsiz kargalar kadar, o kargalara geçit verip ortam hazırlayanlar da suçun asli faili ve ortağıdır.
“Çağının tanığı olmak yetmez” diyerek gücünün, aklının, bilgi ve birikimlerinin yettiği oranda; ışık olmak, toplumun gözü kulağı, en çok da dili olmak adına yola çıkanlar siyaset arenasında hak ettiği yeri alamıyorsa; bu da kirlenmişlikte madalyonun öteki yüzüdür.
Eğer siyaset arenasında yer tutmak için, ya “suya sabuna dokunmaz olmak” ya da “icazetli yandaş olmak” ön koşulları isteniyor ve bu durum bir kirlenmişlik olarak görülmüyor ve karşı durulmuyorsa, ne kargaların kılavuzluğundan, ne de burunların batmışlığından şikayet etmeye kimsenin hakkı yoktur!...
Ne yazık ki; yeterli eğitim düzeyine ulaşamamış toplumlar siyasetin kirlenmişliğinden çok fazla rahatsızlık duymazlar. Zira bu durum onlara “işin fıtratı” olarak öğretilmiştir.
Öfkeli söylemlerle sokak ağzının siyaset meydanlarına taşınması da bu işin bir başka ayağıdır.
Bu durumun toplumda yarattığı tahribatlar sayılamayacak kadar çoktur. Biz bu olumsuzluklardan iki önemli başlıkla yetinelim:
Aydınların büyük bir bölümü, kirlenmişlikten ötürü saygınlık erozyonuna uğramış siyasete soğuk bakmaktadır. Bu soğuk bakışın meydanları kimlere bırakacağı “örneklerinden” bellidir.
Toplumsal yönetim bilimi olarak tanımlanması gereken siyaset, kirlenip de; liyakat – bilgi ve yetkinlik göz ardı edilince, devletin temel taşları kurumlar, işlemez hale gelirler.
Şu, açık bir gerçektir ki “bilgilileri yetkisiz;  yetkilileri bilgisiz, aydınları ilgisiz” toplumlarda siyaset, çıkan çivileri yerine oturtamaz… Öylesi toplumlarda görülür ancak, “parlamenter sistemi bekleme odasına aldık!” diyebilecek cesarett(!?!) sahibi “ileri demokrasi” tüccarları…            
Böyle bir ortamda kurumların, güvenilir biçimde, yasal çerçeve içinde işlevlerini sürdüremeyeceği açık değil midir?.
Eğitiminden hukuka, sağlığınsan maliyesine, ithalatından ihracatına, ordusundan, polisine…en geniş yelpazede tahribata uğramış kurumların topluma yeniden kazandırılmasının çok kolay olmayacağı açıktır. Ancak “erken başlamak için bugünden başlanmalıdır” ilkesinden hareketle siyasi ahlakın tolumda hakim kılınması adına ilk adım atılmalıdır. Ve bu adıma tepeden başlanmalıdır. Bu zorlu süreç göze alınmalıdır.
*
Özetlersek: Zorlu süreçler göze alınırken; kimlerin de “kimler kadar” cesaret sahibi olmaları gerektiği yakın tarihimizde açıkça beyan edilmiştir.
*  
Gün olup da; iktidarı paylaşmak zorunluluğu hasıl olunca “hesap yolunu” kırmızı çizgiler içine aldırma ve “saraylara” uzanan yolları kesme gayretleri karşı operasyon olarak ortaya konacaktır.
Bir seçim sürecinin üzerinden henüz “bir zaman” geçmemişken olası bir seçim yenilenmesi talepleri aynı oyunun farklı bir ayağı mı acaba?
*
Ah be kir; örtünmeye çalıştıkça daha çok açıkta kalmakta edep yerlerin!..
*
Ninem derdi ki; “Kir paçadan akmaya başladı mı; şalvarı dize indirmek faydasız… ”
(DEVAM EDECEK….)
25. 07 2015
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci – DENİZLİ
mehmethalilarik@gmailçcom
0535 202 11 61
***
ANLARSIN!...
Zafer sarhoşuyken sen;
Tam da;
         savcı da,
               yargıç da,
                   tanık da benim derken…
Ve güç bende nutukları çekerken…
                                   Dönü verir devran…
*
Şaşarsın!…
       Çığlıkların da dindiremez öfkeni…
Alevlerde kalırsın;
               Kinin düğümlenir boğazında… yutamazsın!..
Saldırgan tavrını aynada görsen;
                              Kendini tanıyamazsın…
*
Geldi mi işin sonu, son istasyon muydu bu!?..
Gelmez kimse yardımına,
                              bekleme!... kes umudunu…
Sönen ocağın baykuşu çoktur!...
                              sana söylemediler mi bunu!?...
“Zulmile abad olmayı yeğ tutanın berbattır sonu!..”.
*
Tarih yazmanıdır gerçeğin…
         unutturmaz… yan tutmaz!...
Vaktolup erişince gün; suyu çekilir çeliğin!...
“Ne sultanlar, ne tiranlar gördü bu devran…”
Hitler, Mussolini, Pinoşe..
Saddam,  Çavusesku…Markos, Mobutu…
Ve yüzlercesi; kurtulamadı
                         tarihin çizdiği sondan…
Gün olur, devran döner;
              Sırça köşkler kırılır…
biter saltanat;
Tek başına yarıyolda… kalakalırsın!..
Savcısıyım dediğin divan, senin için kurulur.
            Geçmişin hesapları, bir bir sorulur!...
Bitmiştir deniz, gelmiştir sonu… y o-l u n
Tükenmişliğin resmidir bu!...
Tarih ister ki;
                 Çizdiği resimlerden ibret alınsın!... 
*
Gözyaşıyla kurulur vicdanlarda mahkemenin hası;
            Ve o gün, silinir gönüllerin pası!…
Vaktolup erişince gün;
                        Ve işte o gün…artık sen mah-kum-sun!...
*
Tak edipte cana,
            kalkmayagörsün
                        onyedisinde bir yumruk;
                                   havaya!...
Ve hatta;
           düşmüşse baharında bir çocuk taprağa…
Ve sarılmışsa tabut albayrağa; 
            Ne haller olduğunu anlayamazsın!...
Düşen yeşil yaprağa inat,
                      can kesiilir yürek!..
                                 kıpkızıl kan… kesilir bayrak!..
Ve tek yumruk olur milyonlar
                 Ve çocuk kokar toprak!...
*
Dil susar…
Vicdan susar mı sanırsın!?...
Ve işte o gün…
             a n- l a r- s ı n!...
                  son istasyondasın!....
Başın döner… Dolanır ayakların… …
Ve o an;
       canlar gelir aklına;
                  canını yaktığın canlar!.
Silivri, hasdal, hadımköy, Buca, Mamak… Ulucanlar!...
*
Bil ki; vicdanındır, yapışan y a-k a-n a…
*
Kala kalmışsındır ortasında yolun;
                                  kesilmiştir soluğun…
Vicdanın da dışlamıştır seni;
                yıkılmıştır sığınacak kovuğun…
                                       ve gelmiştir sonun!..
Son çare;
          Öyle yazar tarihler..
Ya havluyu atarsın, ya bırakıp kaçarsın!..
*
Milyonlar ayaktaysa; bil ki;
                   görünmüştür ışığın ucu..
Gidicisin…
        zorlama…
            kabullen sonucu!..
Der ki Köroğlu; “zulm ile abad olanın ahiri berbattır!..”
Ve Dadaloğlu; “Kurtlar sofrasına dönmüşse ülke;
                                          isyan haktır!...”
Demez, bu Osman; Bu Haşmet, Bu Ramazan bu Şaban;
Tarih bu!...  gün gelende;
                           görev ifa olacaktır!..
Verilmemiş hesaplar bir bir sorulacaktır!...
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci – DENİZLİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder