11 Haziran 2015 Perşembe

“DENİZ BAYKAL” I TANIYORMUSUNUZ?, Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

“DENİZ BAYKAL” I TANIYORMUSUNUZ?
Mustafa Mete İSLÂMOĞLU
20 Temmuz 1938 yılında Antalya'da doğdu. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine 1960 yılında asistan olarak girdi.  1963'te doktora çalışmalarını tamamladıktan sonra iki yıl ABD' de kaldı ve Colombia ile Berkeley üniversitelerinde çalışmalarını sürdürdü.  Siyasetle 1960'lı yıllara doğru Demokrat Parti iktidarına karşı gelişen öğrenci hareketlerine katılmakla tanışan Baykal 1973 Ekim'inde yapılan Genel Seçimlerde CHP' den Antalya Milletvekili seçildi.
MALİYE BAKANLIĞI DÖNEMİ
1974 yılında kurulan Ecevit hükümetinde maliye bakanlığı, 1978 Ecevit hükümetinde ise enerji ve tabii kaynaklar bakanlığı görevlerini üstlendi. Baykal bu dönemde parti meclisi ve merkez yürütme kurulu, genel sekreter yardımcılığı görevlerinde bulundu.
12 EYLÜL SONRASI “ZİNCİRBOZAN GÜNLERİ”
12 Eylül askeri müdahalesinden sonra bir süre Ankara'da Ordu Dil Okulu'nda gözetim altında tutuldu. 1982 Anayasa'sının 5 yıl süreyle siyasi yasağı getirdiği politikacılar arasında yer aldı. 1983 yılında siyasal partilerin kurulmasına izin verilmesinden sonra "yasaklı olmalarına rağmen faaliyetlerini sürdürdüğü " gerekçesiyle bir grup önde gelen CHP' li ve AP' li politikacıyla birlikte Çanakkale Zincirbozan Askeri Tesisleri'nde 2.kez gözetim altına alındı.  Eylül 1987' deki genel seçimlerde SHP' den Antalya Milletvekili seçildi SHP' de önce grup başkanvekilliği ardında da genel sekreterlik görevlerinde bulunan Baykal, Haziran 1988 de göreve başladığı genel sekreterlikten 10 Eylül 1990' da istifa etti.
“KOMİTE BAŞKANLIĞI DÖNEMİ”
Deniz Baykal Antalya Milletvekili olarak Türkiye Avrupa Birliği Karma Parlementolararası Komitesi eşbaşkanlığını yürüttü. Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi üyeliğine seçildi. TBMM Dışişleri Komisyon üyeliğinde bulundu.
Temmuz 1992 'de kapatılan siyasi partilerin açılmasına izin veren yasanın sağladığı imkanla 9 Eylül 1992 tarihinde toplanan CHP Kurultayında Genel Başkanlığa seçildi.
18 Şubat 1995 günü SHP ve CHP' nin "Bütünleşme Kurultayı'"nda aday olmayarak genel başkanlıktan ayrıldı. 9 Eylül 1995 tarihinde birleşmeden sonra yapılan CHP Olağan Kurultayında genel başkanlığa seçildi.  30 Ekim 1995 Tarihinde kurulan DYP-CHP koalisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini üslendi.
24 aralık 1995 milletvekili genel seçimlerinde yeniden Antalya Milletvekili oldu. Seçimleri takiben 53.Hükümetin kurulmasıyla dışişleri bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerinden ayrıldı.  23 Mayıs 1998 Tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 27.Olağan Kurultayında genel başkanlığa 3. kez seçildi.  18 Nisan 1999 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Deniz Baykal ilk kez seçim sonuçlarıyla parlemento dışında kaldılar.  22 Nisan 1999 Tarihinde alınan seçim sonuçları nedeniyle istifa eden Baykal, 30 Eylül 2000 Tarihinde Ankara'da toplanan Cumhuriyet Halk Partisi 11. Olağanüstü Kurultayında yeniden seçilerek üçüncü kez CHP Genel Başkanı oldu.
DENİZ BAYKAL’IN İSTİFASI
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok'a ait olduğu ileri sürülen kasetin internette yayınlanmasının siyasette yarattığı depremin ardından dört gündür sessizliğini koruyan Baykal, 10 Mayıs 2010 günü canlı yayında 'kasetteki görüntüler' için komplo dedi, hükümeti suçladı. Baykal'ın son sözleri ''Hakkınızı helal edin, ben ediyorum'' olmuştu.. ,
2015 GENEL SEÇİMLERİ”
Ve.. 2015 genel seçimleri öncesi Alanya’da verilen bir yemekte bir araya geldik. Beni görünce sağolsun hemen ayağa kalktı ve elimi sıktı. Samimi ilgisini bildiğimden ayak üstü bir kaç dakika konuştuk. Bana şu önemli sözü söyledi.  Masaya yumruğunu vur artık  abi dediğimde “ Ne desem boş  sen haklısın inşallah o günler gelecek fakat, Mustafacım insanları tanımak çok zorlaştı. Demişti.
2015 seçimlerinde Antalya’dan yine milletvekili seçilerek meclise girdi.
Sayın  Baykal değerli ve dürüst bir insandır. Siyasi hayatı boyunca hep yüzüne gülünmüş ve sırtından hançerlenmiştir.  Sahte sevenleriyle etrafına dolan insanların sancılarını çekmektedir. Deniz BAYKAL Türk siyasi hayatına ömrünün 50 yılını vermiş bilinçli olgun bir politikacıdır.  Farklı görüşlerimiz olsada insani yönünü çok beğenirim.  Zira dürüst ve kararlı bir kişiliğe sahiptir. Bir zaman hakkında çıkan bir dedi kodu yüzünden onurlu bir politicacının yapması gereken şey istifadır. Ve... istifa ederek meclisten ayrılmıştı. 25. Dönem millet vekiki seçimlerinden sonraki meclis nücadelesinde kendine, vatanım ve milletimin hayrı ve bekası için çalışacağından yolunun açık olmasını dilerim.
10 HAZİRAN 2015
ALANYA

8 Haziran 2015 Pazartesi

BUNDAN SONRA… Mehmet Necati GÜNGÖR

BUNDAN SONRA…
Mehmet Necati GÜNGÖR
                7 Haziran, tahmin ettiğimiz gibi demokrasinin zaferi ile sonuçlandı.
                Demokrasi kazandı, AKP ve Tayyip Erdoğan kaybetti.
                Meydan meydan dolaştı, eski partisine açıkça oy istedi, muhalefet partilerinin liderlerine laf saydırarak, elinde Kürtçe Kur’an’ı sallayarak AKP’nin oylarını konsolide etmeye çalıştı.
                Bu pek işe yaramadı. Ters tepti ve AKP’yi on puan gerilere çekti.
                AKP, iktidar çoğunluğunu kaybetti.
                40.8’de kaldı. İtirazlarla, yeniden sayımlarla bunun altına da düşebilir.
                Bu seçimin önemli sonuçlarından birisi de AKP’nin ve Davutoğlu’nun vesayetten kurtulmuş olmasıdır.
                Davutoğlu bundan böyle “gerçek Başbakan” olarak dizginleri ele alabilir.
                Davutoğlu balkona çıktı çıkmasına da, “Kırkbir kere maşallah” diyemeden indi.
                Ortada “maşallah”lık bir durum yoktu.
                Peki, bundan sonra ne olur?
                Belli ki koalisyon olacak.
                Kiminle?
                Meselâ AKP-MHP koalisyonu.
                Ya da AKP-CHP-MHP büyük koalisyonu.
                Ya da “büyük ağabey” ısrar ederse CHP-MHP-HDP koalisyonu.  (Zayıf ihtimal)
                Ülke hükümetsiz kalmaz.
                Cumhurbaşkanının Anayasa 116. Maddeye dayanarak 45 gün hükümeti kilitleyip, “olmadı, ülkeyi erken seçime götürüyorum” yetkisini işletebileceğini pek düşünmüyoruz.
                Cumhurbaşkanı bu yönde eğilim gösterir ve ısrarını sürdürürse
                Meclis Cumhurbaşkanının yetkilerini budayacak bir Anayasa değişikliğine bile gidebilir.
                Bundan sonra olacaklardan birisi de özgürlüklerin kullanılmasıdır.
                Korkulardan arınmış bir medya, bundan böyle toplumu daha açık bir şekilde bilgilendirecektir.
                Zira AKP RTÜK’teki iktidarından da düşmüştür.
                RTÜK’te azınlığa düşmüş bir AKP’den korkuya yer kalmamıştır.
                Türkiye’de medya artık kendini özgürleştirmelidir.
                Kendini özgürleştirmesi gereken bir alan da hukuk sistemidir.
                Ayrıca seçim ve siyasi partiler yasaları değiştirilmelidir.
                Yüzde on barajı kaldırılmalı veya yüzde beşlere çekilmelidir.
                Meclis’in yapacağı Anayasa değişikliği ile bu hususlar da düzene sokulabilir.
                Türkiye normalleşmelidir.
                7 Haziran’da bunun önü açılmıştır.

4 Haziran 2015 Perşembe

TARİH BOYUNCA TÜRKLER VE HAKANLAR, Cemal ÇALIŞKAN & Hasretli Yıllar...

TARİH BOYUNCA TÜRKLER VE HAKANLAR
Cemal ÇALIŞKAN
            Türklerin seçkin bir millet oldukları tarihte sabittir. Nede şudur. Hz. İbrahim’in üçüncü hanımı Kantura Turan soyundan Bir Türk hakanın kızı prenses Asena’dır. Arap bilgini Cahıza göre Hz. İbrahim’in dört oğlu Horasana gitmiş, Horasan Türkleri bunlardır. Türkler her zaman” Babamız Hz. İbrahim, amcamız İsmail’dir” demişlerdir. Kerbela'da Azerbaycan’dan gelen atlılar yardım etmek isteyince Hz. Hüseyin ”siz Zeynel Abidin’i korun, götürün” emrini verir. Atlılar Zeynel Abidin’i alıp Azerbaycan’a Geri dönerler. Türklere siz Müslüman değilsiniz niçin bu tehlikeye atıldınız? Sorusuna onlar bizim amcamızın oğlu, diye cevap vermişlerdir. İşte kimin milletindensin sorusuna cümlemiz” Hz. İbrahim’in milletindeniz” cevabını vermemiz bundandır.
            Hz. Peygamberimizin Mekke’yi fethi ettiğinde Hz. Ali, Kâbe anahtarını zorla Osman bin Talha’nın elinden alıp efendimize teslim eder. Anahtarı amcası Abbas’ın İstemesi üzerine Kurandan”  İşleri ehline teslim edin” emri gelir. Anahtar Hz. Ali eliyle Osman bin Talha’ya teslim edilir. Tarihçi Erol Çal’ının eserinde” Türkler İslam’ın son karakolu olduğu” bildirilir. Türklerin vazifeli bir millet olduğunu söyler. Kuranda çoğumuzun bildiği “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir milletsiniz. Çünkü siz iyiliği emreder, kötülüğü nefyedersiniz” ayeti müfessirler tarafından Bu milletin Türkler olduğu söylenmiştir. Osman bin Talha’nın Kâbe’nin bakımına en ehliyetli kişi olduğunu beyan edilmiştir. Osman’ın Suruç kabilesinden olduğu söylenir. Bu kabilenin Orta Asya’dan geldiği Arapça eserlerde yazmaktadır. Bu kabile kılıç yapmakta çok ileridir. Peygamberimiz zamanındaki bazı kılıçların üzerinde ay-yıldız resimlerinin var olduğu kesin görülmüştür.  İşte bu Türkler Hz. İbrahim’in evlendiği Kan tura Türklerinden olan üçüncü hanımı Asena’nın çocuklarıdır.  İbni Arabi’nin Osmanlıdan 300 yıl önce yazdığı Şecere tün Osmaniye isimli eserinde ”Allah yakında Osmanlı diye bir millet getirecek, sahabeden sonra İslam’a bunlar kadar hizmet etmiş ikinci bir millet olmayacaktır. Ne vakit ki, “Sin, Şina girer. Benim kabrim açığa çıkar” demiştir. Yavuz Selim “Şam’a girince ibni Arabi’nin kabri bulunmuştur. Sait Nursi” ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et, senin milletin, İslam’ın içerisinde kaybolmuştur. Ondan uzaklaşırsan mahvolursun. İslam'la bu aziz millet tarih boyunca aynı yolda buluşmuştur.
            İslam öncesi Mete Hanı ele alalım. Milletin varlığını tehlikeye atmamak için Çinliler atını isterler verir, hanımı ve kızını isterler kabul eder. Sonunda toprak isterler. Bu söz üzerine Mete Han diklenir ve tarihi sözünü söyler. At, avrat ve evlat benim şahsi malımdı, onları verdim. Fakat toprak milletin malıdır, onu veremem cevabını vermiştir. Günümüzde bazı siyasiler ailelerinin çıkarı için milleti ateşe atmaktan kaçınmıyorlar. Bunlar Türk tarihinden habersizler. Kendilerini tatmin etmek isteyenler, İnsanları zindana tıkarak gerçekleri milletten gizleme istekleri mi?
            İkinci örnek: Fatihin oğlu şehzade Cemden söz edelim. Abisi 2. Beyazıt’la Padişahlık için yaptığı savaşı kaybedince Ak deniz Korsanlarının eline düşer. Deniz Korsanları büyük paralar karşılığında İtalyan, Papaza satarlar. Papada Cem kullanarak 2. Beyazıt’tan yüksek paralar ister, Devletin güvenliği için istenen paralar ödenir. Bu paralar karşılığında Cem tutsak olarak tutulur.  Sultan Cemi Hristiyan olması istenir. Osmanlıya açılacak savaşta Cem askerlerin başına geçmesi için zorlanır. Fakat bu hain istekleri Cem kabul etmez. Baskılara Sultan Cem fazla dayanamaz. Yüzüğünde bulunan gizli zehirle hayatına son verir. 2. Beyazıt padişahlığı Cem’e bıraksaydı, Osmanlı için daha mı, hayırlı olurdu? Çünkü savaş bilgisi ve cesareti 2. Beyazıt’a göre üstündü. 
            Gelelim yaşadığımız zaman dilimde yaşananlara. Büyük Millet Meclisinin aldığı kararla 3 Mart 1924 tarihinde 600 yıllık devleti yöneten Hanedanlık mensubu Halifelik kaldırılır. Ve Osmanlı Hanedanlığına dâhil kadınlar ve erkeklerin tümü Türkiye’den çıkarılmasına karar verildi.  Son Osmanlı halifesi Padişah Vahdettin ülkeden çıkarken devlet hazinesinden kuruş para almaz. Kendine ait olanları bile götürmemiştir.
Günümüzde, siyasi liderlerden Paralarını İsviçre Bankalarına yatırmayan yok. Buna dindar, Milliyetçiyiz diyenler de dâhildir.  Neden Ülkenin bir türlü düzlüğe çıkamadığına bunlar belge niteliğidir.  Yaptıkları cami, Kuran Kursu, dindarlık bağırtılarına hep gönüllerini insanlarımız açılmış, ucuz oy avcılarına av olmuşlardır.  Hiçbir zaman bunları sorgulamamışlardır. Kendilerine büyük haksızlığı yapanlar, ceplerine ve mallarına göz dikenler hep din adını kullananlar olmuştur.  Osmanlıyı yok eden de bu zihniyetlerdir.
            Osmanlı oğulları, dışarıda çok trajediler yaşadılar. Onlardan hiçbiri bu yaşamlarını kullanarak devlete zarar vermediler. Abdülmecid’in torunu Mısırda yaşarken başta Cemal Gürsel olmak üzere, yetkililerden sade bir vatandaş olarak vatanda yaşamak ve ölmek istiyorum izin verin dedi.  Olumsuzlukla karşılandı.  Abdülhamid’in Fransa’da yaşayan Kızı Zekiye Sultandır. Öldüğünde vatanına gömülmeyi istedi.  Ölümü Türkiye’ye getirilmesine izin verilmeyince 30 yıl bir kilise de cenazesi saklı kalmıştır. Sahip çıkmayınca 30 yıl sonra Fransa’da Nice de belirsiz bir yere gömüldü.
            ***
Şair-Yazar
CEMAL ÇALIŞKAN
       HASRETLİ YILLAR

Hasretinle geçti bunca yıllarım,
Yıllardır bir tek, sana hasretim,
Bazen sevincimdin, bazen kederim
Bitmesin ömrümde, sana hasretim.

Bölünür gecelerde uykularım
Rüyama gelir doğar ışığın,
Aydınlanır biter sana hasretim
Günüme zinde başlar giderim.

Bulduysam yaşamımda bir anlam,
Ayım günüm neşe dolar yaşarım;
Gündüzü gecemin anlamı sensin,
Sensiz geçen günlerime şaşarım.

Havada rüzgâr kül rengi eser,  
Gökler yaşlarını, hep yere döker,
Ormanın yeşili gönül’ deşeler,
Bende mavilik seninle güzel…

Bulurum içimde seni ararım,
Zeytin renkli gözlerine bakarım;
Seninle hayatı,  güzel yaşarım.
Besmeleyle dua eder yaşarım

Yollara düşmekle geçti yıllarım,
Aşığınım senin durmaz ağlarım,
Bir deniz mavisiyle bakar gözlerin,
Kement attım yollarını beklerim.

3 Haziran 2015 Çarşamba

MERSEDES AZ BİLE, Yalçın KOÇAK

MERSEDES AZ BİLE
Yalçın KOÇAK
            Son zamanlarda siyasal musikimizin makamı değişti, belden aşağı vurmalı bir dönemin sonunda budamalı bir yöntemin uygulanmaya başlandığı haysiyetsizliğin diz boyu ve karaktersiz kuvvetlerin misliyle arttığı bir sufli dönemden geçiyoruz.
            27 Mayıs lanetinin yıl dönümünde itibarı hepimizce yüksek tutulan Diyanet İşleri Başkanlığımız üzerine yapılan bir mersedes ile itibar bozma operasyonuna alet olan çanak tutan bunu yazan çizen kovalayan İsmi Ahmet, Mehmet olanlara bir çift lafım var. Dönmelere, gizli kriptolara bir lakırdım yok, olamazda; onları ancak tebrik ederim, vazifelerini fevkalade iyi şekilde yapmaktalar, bravo derim. 
            Üniversitelerde itibar komadılar, Ergenekon, Balyoz dediler birilerinin haddi bildirilirken kurumları itibarsızlaştırma edebi dil ve kaidelerini kullandılar, Hukuk camiasına olmayan saygıyı kurumlarına da iblağ ettirdiler.
            19 Mayıs 1919 da Samsuna çıkan Mustafa Kemal Başkanlığında ki Anadolu direnişini teşkilatlandırmakla vazifeli heyet Erzurum ve Sivas kongrelerini tamamlayarak yorgun argın toz toprak içerisinde Ankara'ya gelirler. Milli Mücadelenin karargahı Ankara olacaktır. Heyet beş parasızdır. Ankara Müftüsü Rıfat BÖREKÇİ hoca, Hacı Bayram camisinde  Milli Mücadele için ilk vaazını verir ve yardım sergisi açar; toplanan yardım paralarını da bir peşkire bohçalar götürüp Ankara'ya intikal eden heyetin başına teslim eder.
            Cumhuriyetin kuruluş şartlarını bilmeden Cumhuriyetçi olma lüksümüz olmamalı. 
Haysiyet, şeref, namus, fazilet ve erdemin muhafızı olan bu rejimin korunurken kırılmasına ve zarar görmesine sebebiyet verecek fitnelere, fillere ve eylemlere neden oluruz.
            Bir Mercedes üzerinden Diyanetin Başkanı Görmezi mi yıpratmaktır gaye?, 
Yoksa; Diyanet İşleri Başkanlığımız'mıdır hedef? 
Türkiye'nin tek temsilcisi olduğu Sünni İslâm'mıdır hedef?
Hedef te; İslam mı vardır, Türkiye mi?? 
Paketleri açmadan ambalajı dikkatle inceleyelim, bu pakette bomba da olabilir?. Paketin bağı İngiliz siciminden, kağıdı papirüs hamurundan. Aman dikkat.
Önce Arnoldo TOYNBE'yi okuyalım. 1917 de Amerikalılara yazdığı bir savaş propaganda metninde şöyle diyor.''Size kalan Kuzey İslamı, Biz Güney İslam'ını hallettik (Eş’ari bölgesini kastediyor.) Bir şeyhi satın alır, işinizi görebilirsiniz. Asıl olan Kuzey İslâm’ı Horasan-İstanbul hattıdır. Bu hat her an Mustafa Kemal gibi bir devrimci çıkarır.(Yesevi- Maturidi çizgisi) 
Şimdi Mustafa Kemalin Elmalılı hocaya cebinden tefsir parası verirken üzerine basa, basa;  ''Hanefi mezhebi ve Maturidi itikadı üzerine yaz hoca'' talimatını en azından ben önemini daha iyi kavrıyorum, bizim için hayati değerde ki bu kırmızı hatları kan dökmek pahasına korumamız gereğini daha iyi anlıyorum. Yeşil kuşakta kullanılmış olanların tövbe şansları varken çok istiğfar etmeleri gerektiğine inanıyorum. Unutmayalım biz Toynbeenin öğrencileriyiz diyen çok adam var etrafta, kimler mi; Huntington, Brezinski, Fukayama, T.Fridman ve sahnede G.Fuller yeterli mi? Şirket çalışıyor.Wellington house faaliyette.
Hedef; İtikadi ve Siyasi Amentümüzdür...
            Cumhuriyetin kuruluşu bir üçlü Trimvuaradır. 
Cumhurbaşkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı.
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal'dir Diyanet işleri başkanlığı ile Genel kurmay Başkanlığı aynı kanunla kurulmuşlardır. Mübarek adamlar sanki bu günleri görmüşlerde mürekkep yapmışlar. Bu da başlı başına ayrı bir yazı konusudur.
            Diyanetin başına Milli Mücadelenin ilk hutbesini veren Ankara Müftüsü Rifat BÖREKÇİ hoca getirilir. (Gazeteci Nuriye Atabey'in Büyük dedesi,) Genel Kurmaya da bildiğiniz gibi Mareşal Fevzi Çakmak paşa getirilir.
            Börekçi hocanın maaşı Fevzi paşanın ısrarı ve önerisi üzerine Genel Kurmay Başkanı Maaşından 5 lira fazla yazılır ''Önemli de bir sebep vazedilir''. Buyurun bu günü sosyal ve özlük haklar açısından inceleyin. Mesele maaş değil, statü. Ehem mi, Mühim me tercih?? 
            Üç başkanın İkincisi, inceliği ve zekayı anlayabilmemiz lazım. Millete, sivile ve demokrasiye verilen değeri görmemiz lazım.
            Şimdi siz karar verin Genel Kurmay garajı Mersedes galerisi gibi olacak , Yatlar, katlar, uçaklar, uşaklar olacak. Diyanet işleri başkanı üniforması sayılan cüpbesi ile yolda araba itecek. Atatürk'ün cumhuriyeti bu mu? Bu işler 27 mayısla bitti beyler; Rahmet olsun Ruzi Nazar'ın ifadesi ABD İngiliz geri planlı 27 mayıs darbesi önce Atatürk'ün Anayasasını yok etti babalarımız sustu bu günlere geldik,  Maşanın pardon Paşanın eskisinin zırhlı A8i olacak ve rahmetli Börekçi'nin halefine Mersedes az bile.
Bu ülkede ne zaman İmam, Öğretmen ve Asker aynı safta dirsek teması durursa; pusulası bozuk gemi gibi ifrattan, tefrite savrulmaktan kurtuluruz.                    
Siyaseten fikri mutasyona uğratıldığımız için kerrat cetvelimizde bozuk bir türlü doğru sonucu göremiyoruz.
            İlmimizde yarım, Aklımızda, Fikir de üretemiyor, sorgulayamıyoruz da...

27 Mayıs 2015 Çarşamba

TÜRKİYE UYANIYOR, TÜRK MİLLETİ AYAKTA, Prof. Dr. Nurullah AYDIN

TÜRKİYE UYANIYOR, 
TÜRK MİLLETİ AYAKTA
Uyuşturucuların etkisi dağılıyor. Türk Milleti oynanan oyunu görmeye, anlamaya ve hesap sormaya hazırlanıyor.
Medya ile Din kamuflajı altında kitleleri uyutan ve uyuşturan kin nefret ve öfke dolu güç sahibi azgın azınlık panikte. İslam istismarcılığı ile işbirlikçiliklerini, dönekliklerini gizlediler.
Yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik, adam kayırma, fuhuş, ahlaksızlık, cinayetler, yalan, talan ve gözboyama ile yüzyüze Türkiye gerçeği var.
Bizansın çocukları şimdi; Vahhabi, Haşhaşi, ılımlı İslamcı, dinlerarası diyalogcu, liboş, dönek, ateist, sahte demokrat, sahte milliyetçi, sahte sosyalist, sahte Atatürkçü, sahte Türkçü, sahte Kürtçü. Birlikte güç ve yetki sahibi oldular. Halkın, saf temiz iyi niyetli özlem ve beklentilerini istismar edenler, büyük şeytan şer devleti eğitiminden geçtiler, aldıkları programları uygulamaya koydular
ABD-İngiltere ve Fransa'nın Yeni Ortadoğu düzeni vizyonu son aşamasına girmiş durumda. Afganistan ve Irak’ın işgali ile başlayan Tunus, Libya, Yemen, Mısır'la devam eden süreçte Suriye ve İran hedef tahtasında son aşama ise tabi ki Türkiye.
İslam ülkeleri kaos içinde. Kardeş kardeşi din adına öldürüyor. Kentleri yakıyor, yıkıyor, yağmalıyor. Ama petrol zenginlikleri, birikmiş dövizleri batının eline geçiyor, farkında değil. Bu derece gaflet içinde olan halklar oynanan oyunun farkında değil.
Türkiye; haçlı-batı adına hareket ediyor. Yüzyıllar boyunca Ortadoğu'yu, Kuzey Afrika'yı koruyan, uğruna yüzbinlerce evladını feda eden Türkiye, şimdi işgalcinin yağmacının vandalistin, emperyalistin emrinde! İslam ülkelerinde terör can almaya devam ediyor.
Türkiye Bizanslaşırken, batı, yüzyılların hayallerinin gerçekleşeceğinin sevinci içinde. Türkiye’nin milli ve manevi değerlerini alt üst etmeye devam ediyorlar.
Meclis; her türlü defolu, sabıkalı suçlu tiplerle oluşmuştur. Kalpazanından teröristine hertürlü suç işleyeni var. Milletvekilleri ayrıcalıklı yaşamlarıyla memnunlar.
Muhalefet partileri; muhalefet yapıyormuş gözükerek ahkam kesmekten memnunlar.
İş adamları; Halk yoksullaşırken, servetlerine servet kattıkları düzenin devam edeceği için memnunlar.
Halkın bir kısmı; Bir lokma ekmeğe razı olduğu için, kanaat sahibi olduğu için, fasık, münafık ve mümin ayrımı yapacak bilgi ve ferasete sahibi olmadıkları için, tarih bilincinden uzak oldukları için, bilimden habersiz oldukları için memnun görünüyor.
Jeopolitik ve jeostratejik konumu itibariyle çok yönlü politikalar uygulaması gereken Türkiye'nin bölgesel ve küresel aktör olması konusuna ilişkin bir öngörüler var mı? Yok. 
Türkiye; bir psikolojik örtülü savaş ortamındadır. Irki, dini, etnik, mezhep aidiyeti öne çıkartılarak, Türkiye'nin ortak dokusu parçalanmaya başlamıştır.
Avrupalıların silahla bir türlü ele geçiremedikleri Anadolu toprakları, silahsız işgalle ele geçirilmiş bulunuyor. Yer altı ve yerüstü kaynakları, yabancılarca ele geçirilmiştir.
Siyasetçiler, aydınlar, akademisyenler, gazeteciler; yabancı ülkelerin sözcülüğüne soyunmuşlar, zihin kirliliğinde araç haline gelmiştir. Beyinler işgal edilmiştir.
Ne yazık ki, özgürlükçü, demokrat, muhafazakar kimliği altında bu gizli ve sinsi ihanet yapılanması başarılmıştır.
Batı'nın İslamı ayrıştırma projeleri yürürlüktedir. Ilımlı İslam projesi, Dinler arası diyalog projesi, Medeniyetler ittifakı altında eyaletleşme'ye adım adım gidilmektedir.   
Kimliksizlerin çığırtkanlığı altında açık ve örtülü gizli operasyonları ile işgaller devam etmektedir.  Merkezler; ülkelerde kaos meydana getirmek üzere eleman yetiştirmektedir. 
ABD'nin yeni dünya düzeni senaryosu ile Dünya'yı yönetenler; Haydut devlet ve batık/güçsüz devlet  ayrımı yaparak  kanlı vahşeti medeniyet  diye sunmaktadırlar.
Varolan savaşların teknik sahaları da geliştirilerek psikolojik yönden yıpratma veya bıktırılma yöntemi uygulanmakta, ortak değerlerini parçalamaya yönelik operasyonlar yapılmaktadır.
Türkiye sevdalıları; ihanet yapılanmasını tanımalı, bilmeli zihinleri aydınlatılmalıdır.
Günün Sözü: En tehlikeli insan, yalancı yalakalık genine sahip iki yüzlü olan insandır.
Nurullah AYDIN
26 Mayıs 2015-ANKARA
------------
İyi çalışmalar saygılar
Eskiden ezan okunurken susardık
Şimdi Tayyip konuşacak diye ezan susuyor
Aman rahatsız etmeyeyim ben sizi
iyi uykular Türkiye’m.!

18 Mayıs 2015 Pazartesi

DEVLET KABADAYILARI

DEVLET KABADAYILARI
Altında devletin uçağı-helikopteri-arabası, emrinde devletin Valisi- Kaymakamı- Polisi, cebinde devletin parası, karşısında devlet zoruyla getirtilmiş devlet memurları- devlet işçileri, yine ön tarafta haremlik-Selamlık şeklinde yerleştirilmiş, kumanyası ve yol parası verilmiş, ceplerine para konmuş cemaat-Tarikat ve parti militanları…
Dalton Kardeşlerin Avarel ve Joe karakterleri gibi ikisi birden, Anayasa-Yasa-Edep-Gelenek-Görenek gibi, bizi biz yapan tüm değerlerimizi çiğneyip meydanları turluyorlar…
Devletin-Türk Milletinin parasıyla, utanmadan parti propagandası yapıyorlar!
Bununla da yetinmeyip, muhalefet parti liderlerine ve özellikle bazı işadamlarına hem hakaret ediyorlar, hem de onları tehdit ediyorlar…
Bu Bademlerin üzerindeki “Dokunulmazlık Zırhını”, ellerindeki “Devlet Gücünü” alın, bunlar ayazda çırılçıplak kalakalmış alkolikler gibi, sığınacak yer ararlar.
Maalesef, Avarel ve Joe bulundukları makamlara şeref-güç-itibar katanlardan değildirler. Bu Bademler, bulundukları makamdan şeref-güç-itibar almaya çalışan sığ bilgili kişilerdir…
Allah insanlara “BEYİN” vermiş. Sadece beyin size yetmez, deyip üstüne “ZİHİN, ZEKÂ, BELLEK” ile donatmış. Beyin, vücudun toplam ağırlığının %2’ sini oluşturmasına karşın, vücuda alınan oksijenin %18-20’ sini, glikozun %17’ sini ve vücutta dolaşan kanın %15’ ini kullanmaktadır.
Beynimizdeki nöron(sinir hücreleri) ve destek hücrelerinin toplam sayısı yaklaşık olarak 1,5-2 trilyon kadardır. (Dünya nüfusunun 250 katından fazlası)
Yaşamsal fonksiyonlarımızın komuta merkezi olan beyni kullanmayan, kullanamayan insan ya hastadır, ya da aptaldır…
Beynini, zihin-zekâ-bellek nimetleriyle birlikte kullanan herkes bilir ki;
Türk Milletinin geçici olarak ve belli bir süre için verdiği “Yönetme Yetkisi”, kimsenin babasının malı değildir. Bu makamlarda iken kullanılan devlet yetkilerini, koltuktan ayrılırken kimse cebine koyup götüremez.
Tüm bu yetkiler, emanetin sahibi olan Türk Milletinde kalır.
-Devleti yönetenler, bu işi Türk Milleti adına vekâleten yönettiklerini asla unutmamalıdırlar.
Devleti yönetenler, namuslu-dürüst adil milletine saygılı ve hesap verebilir olmalıdırlar.
-Devleti yönetenler, Dini siyasete alet etmezler, etmemelidirler. Bunu yapanlar, insanları Allah adını kullanıp aldatmaya kalkanlardır ki, günahların en büyüğünü işlemiş olurlar.
-Devleti yönetenler, hiç kimseye hiçbir şekilde hakaret edemezler. Bunu yapanlar yani devletin gücünü sopa ve tehdit aracı olarak kullanmaya kalkanlar, dünya üzerindeki en zavallı yaratıklardır.
-Devleti yönetenler, kibar-zarif-nezih bir üslup kullanmalıdırlar. Bunlar, eğer bitirimhane bıçkınları gibi her cümlelerinde hakaret ve küfür sözleri sarf ederlerse, semt karakolundaki Polis de, tapu dairesindeki memur da, köydeki Jandarma da aynı şeyi yapar. Olan vatandaşa olur.
-Devleti yönetenler, devletin-milletin malını korumak zorundadırlar. Kendileri yolsuzluk yapmamak, yaptırmamak zorundadırlar. TC Başbakanı Davutoğlu, gazete manşetlerini çarpıtıp, mağdur rolü oynadığını sanıyor!
Böyle yapan adama şunu sormazlar mı?
-Be arkadaş, Başbakan olarak sen hangi hak ve yetkiyle gazetelere müdahale ediyorsun? Şikâyetin varsa, Yargıya git. Hem sen önce, kaynağı HARAM olan Havuz Medyasına ve oradan yapılan iftira ve hakaret çamurunu görsene!
Sahibi kim bu haram havuz medyasının? Bunu Türk Milletine açıklar mısın?
-Senelerce Türk Dış Politikasını sen yönettin. Niçin şu an YEMEN-İSRAİL-SURİYE-MISIR-LİBYA da Büyükelçimiz yok? Bu ülkelerle savaş mı yaptık?
-Yılarca Yüksek Askeri Şura kararlarını eleştirdiniz. İrticaya bulaşanların ihraç kararlarına muhalefet şerhi koydunuz. Üstelik ordudan atılanları AKP’ li Belediyelerde istihdam ettiniz.
Şimdi niçin Paralel-Paralel diye feryat ediyorsunuz? Bunları devlete siz yerleştirdiniz. Şimdi de bu kişileri, işe aldığınız belediyelerden niçin atıyorsunuz?
-Sen gazeteleri bırak da, Başkanlık sisteminden yana mısın, değil misin, hele onu bi anlat…
Değerli Okurlar;
Tüm bu densizlikler, çırpınışlar yolun sonuna gelindiğinin belirtileridir. Bademlerin gidişleri de muhteşem olacak! Hele eldeki dosyalar teker-teker açılmaya başlasın, seyreyleyin siz gümbürtüyü!
Kaçan kaçana, kaçan kaçana!
Ama kim nereye kaçarsa kaçsın, kulaklarından tutulup “Vatana Hoş Geldin Badem” tezahüratıyla geri getirilecek ve o haram lokmaların hesabı mutlaka Bağımsız Türk Yargısında sorulacaktır…
Not;
“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İslam ve Kur’an Kültürü kitabının yazarı ve ‘Kur’an’ı Kur’an’ca Anlamak’ yönteminin sahibi Değerli Aydın, Sedat Şenermen dostumun, “AKLIN KAYNAĞI İSLÂM’DA BEYİN” isimli kitabını okuyorum.
Büyük bir titizlik ve araştırma sonucu ortaya çıkan bu eser, NERGİZ Yayınları tarafından basılmış. Din bezirgânlarının ve seccade şeytanlarının türediği günümüzde, önümüzü açan bu eseri okumanızı öneriyorum. Ne mutlu bizlere ki, böyle din bilginlerimiz var…”
Rifat serdaroğlu

İyi çalışmalar saygılar
-----------------
Bankaları soyarken kar maskesi ülkeleri soyarken din maskesinin yeterli olduğu ülkedir benim Ülkem

9 Mayıs 2015 Cumartesi

SİLÂHLA İSTİFASI ALINAN "TÜRKMEN REKTÖR" FACİASI!..

Barzani ve Talabani'yi DOST edinenler KAHROLSUN!... "Silâhla İstifası Alınan Türkmen Rektör!..."

Kalleş, ihanet şebekesi, işbirlikçi zalim, hain düşman barzani'ler ve Silâhla istifası alınan Türkmen rektör faciası!..
Riyaz SARIKÂHYA ve Ahmet TAKAN
Ahmet TAKAN
Seçim gündemli iç kavgalarla meşgulüz!.. Kan çanağına dönen yakın coğrafyamızda Türkmenlerin perişan halini, devam eden Türk soykırımını yine ıskalıyoruz. 
Ankara oldum olasıya kapı duvar.
Sessiz sedasız bir yiğit dava adamı geldi Irak’tan önceki gün başkente. Çeşitli temaslarda bulundu. Geldiği gibi sessiz sedasız gece yarısı da ayrıldı öz vatanından. Bir fırsat buldu YENİÇAĞ’ı ziyaret etti. Türk dünyasının en büyük gazetesine, avazına, teşekkür etti. Türkmeneli’nin acılarını anlatmaktan çayını yudumlayamadı. Sinsi oyunun acı gerçeklerini dile getirdikçe Ankara’da yaşayan bir Yörük olarak ezildim büzüldüm. Ne demek istediğimi anladınız!.. Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Riyaz Sarıkahya ile yaptığımız geniş söyleşiyi 2-3 günlük dizi halinde sizlere aktaracağım. 
Önce söyleşinin flaşı;
Riyaz Sarıkahya, Kerkük Üniversitesi’nin Türkmen Rektörü Abbas Taki’nin, Barzani güçlerince silah zoruyla televizyonda canlı yayına çıkartılarak istifa ettirildiğini söyledi. Sarıkahya, Türkiye dahil hiç kimsenin de buna ses çıkartamadığını kaydetti.
10 ay öncesinden anlatmaya başladı Riyaz Sarıkahya;
“Geçen sene Haziran ayında IŞİD örgütü Irak’ın yüzde 40 toprağına el koydu. Bunu da 3-4 gün gibi kısa süre içerisinde yıldırım hızıyla yaptı. Bu da gösterdi ki büyük bir senaryonun yeryüzünde uygulanmasıdır. Irak ordusu ve Irak devleti, IŞİD örgütüne hiç karşı koymadı, hemen  teslim etti. Hatta Irak Savunma Bakanı, bizim milletvekili kardeşimize  demiş ki; ’27 milyar dolarlık silah, Irak ordusundan IŞİD örgütünün eline geçti.’En azından ordu çekilirken kendi silahını yok eder.  Bankada milyonlarca dolarlık paralar kaldı. Demek ki; büyük bir senaryo. Irak’taki birçok politikacı da bu işin uygulamasında rol aldı.  Farklı farklı roller aldılar. 
IŞİD’in bölgede Irak’ı yeni baştan yapılandırmaya yönelik bir olgu olduğu, bunun en etkin bir araç olduğu artık gözden kaçmamaktadır. IŞİD gelirken Sünni bölgede aylarca ortam hazırlandı. IŞİD gelince halk da IŞİD ile birlikte hareket etti. Polis silahını bıraktı asker de geri çekildi. 
ABD diyor ki; ’Irak 3 bölge olarak yapılandırılsın.’ Irak’ın yeni baştan bölgesel yapılandırılmasına biz Türkmenler olarak prensipte karşı değiliz. Tabii Türkmenler de göz ardı edilmezse eğer. Yani Arap, Kürt, Türkmen, Şii, Sünni böyle bir yapılanmaya gidilirse karşı değiliz. Ama sadece ana unsur olarak Irak anayasasında da Türkmenleri göz ardı ederek, 2 unsur olarak Irak’ın yapılandırılması, Türkmenlerin yok olması demektir. 3 milyon Türkmen’in yok olması demektir. Bin yıldır orası bizim yurdumuz. Onun için, bu şekilde bir yapılanma bizim için ölüm fermanıdır. Böyle değerlendiriyoruz. Türkmenlerin de tabii ki çıkarını gözeten diğer milletler ile birlikte yeni projelere biz açığız. Bizim de önerimiz var elbette; Kürdistan’ın yanında bir Türkmeneli bölgesinin kurulması. Türkmenler için bu hayati bir ehemmiyet taşımaktadır. Çünkü Irak devletinin 95 yıllık bir tarihi var. Bu bölge içinde bu tarih içerisinde Türkmenlerin yüzde 50’si asimile oldu. Ama Türkmen bölgesi oluşturulursa bu bölge tabii eğitimde, dairelerde Türkçe konuşacaklar, asimile olma şansımız çok daha azalacak. Kaldı ki bugün Kürdistan’daki bir çok Kürtçü partiler de Türkmeneli bölgesindeki topraklarımıza göz dikmektedirler. Çünkü toprağımızın altında petrol var. Bu yüzden de bir an önce bölgelerimizi Kürtleştirmek yönünde projelerini uygulamaya döküyorlar.”
Bu söylediklerine biraz daha açıklık getirmesini istedim Sarıkahya’dan;
 “Kerkük; düşününüz bundan 12 sene önce yüzölçümü şehir olarak 16 kilometrekareydi. Nüfusu da 850 bindi. Şimdi nüfus 1 buçuk milyon, yüzölçümü de 40 kilometrekare kare oldu. Bu ilavelerin hepsi Kürt’tür, dışarıdan gelen Kürtler. Kerkük’ün kuzey bölgesini bir de doğu bölgesini, Süleymaniye, Erbil’den bağlantısı olan bölgeler Kerkük’ten daha fazla arttı. Bazı Kürtler hatta Türkiye’den, İran’dan da gelip yerleştirildiler. Çünkü Kerkük’ün petrolü çok önemli bir yer tutmaktadır Orta Doğu için. Bize göre de Kerkük salt bir Türkmen şehriydi ama şimdi demografik değişim, Saddam da yıllarca Araplaştırmak için Arap getirdi. Kürtler de son yıllarda 12 sene içerisinde çok sayıda Kürt’ü getirip Kerkük’e yerleştirdiler. Bizim dışarıdan getirecek Türkmenimiz olmadı. Her bölgemiz, kritik hassasiyet vardı diğer şehirlerde. Telafer’de öyle, Erbil’de öyle. Bizim Kerkük’e bu insanları transfer etme şansımız olmadı çünkü bu imkân da ister. Devletle orada yönetimi kontrol ederseniz bunu yaparsınız. Kaldı ki, bu dönem içerisinde bütün Kerkük’teki kamu kuruluşlarının hepsini Amerikalılar, gelir gelmez Kürtlere verdi. 12 tane ana kuruluş var Kerkük’te. 
İki üç gün önce bir hadise yaşandı Kerkük Üniversitesi’nde!.. 
Geçen hafta bir Türkmen rektör yardımcısının rektörlüğü onaylandı Başbakanlıktan. 3 gün önce Kürt bölüm başkanını kendisi ile birlikte Kürt partilerin gençlik şeyi ile televizyonda götürdüler adamı (Abbas Taki) silah zoruyla istifasını aldılar, görüntüsünü de verdiler. Adam istifa etti. Tabii silahı televizyonda göstermediler adam ’ben istifa ettim’diyor. Ama tabii kamera arkasında silah var. Abbas Taki, Türkmen kardeşimizi, Irak Yükseköğretim Bakanı Hüseyin Eş Şehristani atamıştı. Ne Türkmen hareketi ne Bağdat’taki Şii hareketi, Irak devleti, ne Türkiye’nin ağırlığı. Bir adamı 3 günden fazla rektör tutmaya yetmedi. Demek ki Türkmen toplumu şu anda tehlikededir. Bir çok iş adamı dedi ki; biz de neyimiz varsa ucuza satıp gideceğiz, bölgede kalmayız. Demek ki sıra yarın bize gelir.” 
Bunu yapan Barzani’ye bağlı güçler mi?
 “Birlikte yaptılar. Vali izne gitti. Amerika’da zaten şu anda. Vali yardımcısı Arap. Aramışlar vali yardımcısını. O da polis müdürünü aramış, o da ’biz önleyeceğiz, bir şey yok ortada’ demiş. Hepsi tiyatro. Sonra facebookta da yayınlandı gizli görüntüleri. Kürtler silah zoruyla adamı görevden aldılar.” (KİŞİSEL GELİŞİM; Ahmet TAKAN, 08 Mayıs 2015)