7 Mayıs 2015 Perşembe

GAFLET, DALALET, HIYANET İÇİNDE OLMAK Av. Fethi BOLAYIR, Eğitimci-Yazar Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı

GAFLET, DALALET, HIYANET İÇİNDE OLMAK
Av. Fethi BOLAYIR, Eğitimci-Yazar; Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı
Türkiye hızla bölünmeye, mezhep kavgasına, onurlu ve güzel değerlerini kaybetme noktasına doğru sürükleniyor. Beş on yıl önce gıpta edilen, örnek alınan, dostluk kurulan, güvenilen bir ülke olarak görülen bir Türkiye, şimdi tersinden bakılır bir ülke konumuna geldi. Türkiye’yi kim, kimler, hangi anlayışlar olumsuzluklara sürükledi? Kimler laik ve demokratik Cumhuriyetimizi bu duruma düşürdü? Türkiye’yi kimler, hangi karanlık odaklar terörün kucağına itti, vatan topraklarını bölünme noktasına getirdi? Bu güzel ülkede insanlarımız arasına Alevi-Sünni, Kürt-Türk, dindar-dinsiz, namaz kılan-kılmayan, oruç tutan-tutmayan ve benzeri hıyanet tohumlarını kimler ekti, kimler ekmeye devam ediyor?
Nasıl bir ülke haline geldik?
Çanakkale ruhu, 19 Mayıs ruhu, 23 Nisan ruhu, 30 Ağustos ruhu, 29 Ekim ruhu hırpalandı, zedelendi. Milli ruhun, iradenin, düşüncenin ve direnişin ürünü olan bu yüce duygu ve inançlar hoyratça, haince ve vicdansızca tahrip edildi. Tanımı imkânsız manevi acılara yol açıldı. Türk Milleti’ni tek vücut haline getiren milli duygularla beslenmiş milli anma günlerimizi, dini ve etnik yapıları siyasetin ve ideolojilerin kirli zeminine çekmek isteyenlerin amaçları nedir? Yüce İslam Dini’nin yüce değerlerini, kimler istek ve arzularına, çıkar ilişkilerine alet ediyor? Türk Milleti’nin milli değerlerine karşı açılan hıyanet savaşını kim, kimler organize ediyor? Türkiye’nin aydınlığını karartıp, zifiri bir karanlığın ortasına sürüklenmesine kim ya da kimler yol açıyor?
Ne yapmak istiyorlar, amaçları nedir?
Bu güzel coğrafyayı niye kirletmek istiyorlar?
Türkiye’yi milli birlik ve beraberlik ülküsünden uzaklaştırıp, kimlik bunalımına sürüklenmesine yol açılmak isteniyor. Yüzyılların eseri olan aynı çeşmeden Alevisi-Sünnisi, Kürdü-Türk’ü, Lazı-Çerkezi su içmedik mi? Öfke, kin, nefret ve hıyanet dolu söylemler, bakışlar niye? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğüne yönelen gaflet, dalalet ve hıyanet senaryolarını kim, kimler yazıyor, kimler oynuyor, kimler sahneliyor? Bu karanlık tabloyu insanlarımız mutlaka görmelidir. Kafalarını yastıktan kaldırıp ne olup bitiyor, diye etrafına bakmalı, olup bitenleri algılamalıdır. Topluma yön verenler, yol gösterenler ne oldu size? Bu yıkıcı, bölücü, ayrıştırıcı, hıyanet dolu zehirli otların boy atmasına müsaade edecek misiniz? Sağduyu ile hareket etmenin zamanı gelip geçmiyor mu? Milli birlik içinde, insan haklarına saygının, kederde-kıvanç-tasada bir ve beraber olmanın zamanı değil midir? Aklıselim ile olayları analiz etme ve sorunların çözülmesi zamanı değil midir? TBMM’nin, Yürütmenin, Yargının, Üniversitelerin, kitle örgütlerinin, basının ve sorumluluk mevkiinde bulunan herkesin; aklıselimi hâkim kılmak, ülkede huzuru sağlamak, endişeleri gidermek, içine düşülen kaostan kurtulmak için ayağa kalkmalarının zamanı değil midir? Milli bilicin ve “Yaratandan dolayı yaratılanı sevmenin” hâkim kılınmasının zamanı değil midir?
Diyoruz ki;
Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı, Muharrem Ayı, 10 Kasım, 29 Ekim, 23 Nisan, 30 Ağustos, Çanakkale ruhunu millet olarak birlikte yaşatalım. Ekonomik yönden toplumu ayağa kaldıralım. İnsanlarımızın karnı tok, sırtı pek olsun. Ortak akıl ve ortak menfaat bilinci içinde en güzeli, en iyiyi, en faydalıyı birlikte bulalım. Hep birlikte ayağa kalkalım. Bu ayağa kalkışa engel olanlara “Gaflet, Dalalet, Hıyanet İçindesiniz” diyelim.

5 Mayıs 2015 Salı

GEÇMİŞTEKİ BOZKIRA BİR ZİYARET; Cemal ÇALIŞKAN

GEÇMİŞTEKİ BOZKIRA BİR ZİYARET
Cemal ÇALIŞKAN
            Günümüzden 181 yıl önce zamanın Padişahı tarafından Osmanlı ordusunun 70. alayının 4. taburunda görev yapan Bozkırlıların savaşta gösterdikleri kahramanlık sonucu Bozkıra Sancak vermiştir. Bu sancağın aslı Belediyede bulunmaktadır. Veriliş tarih:1834 Tarihiyle tescillidir” Bozkırdan söz ederken uzun süre önce yazdığım bir şiirden bir dörtlüğü buraya yamak istiyoruz. Bozkırın etrafı dağdır geçilmez/ Her şeyden geçilir senden geçilmez/ Soysuz namertlere yaşam çekilmez/ Adın Bozkır fakat he taraf yeşil/ Bozkırı anlatırken Rum bir ailenin sineması olduğu vakitten itibaren söz edeceğiz. İstiklal harbinde devletimiz yorgun ve fakirdi. Bozkırda öyle. Fakat Devletimiz zenginleştikçe siyasiler rant elde edecekleri bölgelere yatırımları yönlendiler. Bozkır gibi rant kazanç olmayan bölgelere gereken ilgiyi göstermediler. Tıpkı petrol olmayan ülkelerdeki halklara sahip çıkmayan Amerika gibiler.
            Bir bahar mevsimi, yeryüzü yemyeşil olmuş, canlanmış cuşe gelmişler. Ben varım yeniden dirildim diye haykırıyordu. İşte böyle bir günde, zamanımızdan kırk yıl öncesini hayal ederek, yola revan olmuşken hayal dünyasıyla bir Bozkır ziyareti” düştü gönülle. Yolculuk Konya’dan Bozkır’a. Konya’da söz edeceğimiz mekânlar var. Geçmişte Bozkırlıların anılarında yer almış olan yeler;  Karatay Belediyesi tarafından yaptırılan otogarın yerindeki, Eski Garaj vardır. Garajın karşısında Akseli'lerin Kahvesini söylemek gerekir. Orası Bozkırlıların buluşma mekânıydı. Kahvenin güneyinde Üç pınarlıların sahip oldu oteldi. Akselilerin kahvesinde polisler bir arama yapmıştı. Adamın biri fötür şapkasını masaya koydu. Belindeki tabancasını da çıkarıp şapkasının altına koymuştu. Polis aramasını yapıp gidince, tekrar silahı şapkasının altında alıp beline koydu.
            O günlerde Başta Akseliler olmak üzere Bozkırlıların özelikle Konya’da sözü geçerdi. Sözleri dinlenen insanlardı. Deccal lakabıyla meşhur olan Akseli hemşerimizin adını duymayan yoktur. Geçmişte Bozkırlılar, gurbette ve askerlikte aynı ana-babanın evlatları gibi kardeş gibiydiler. Bir yerde sözü dinlenen bir Bozkırlı varsa, Bozkırlılar güvende demekti
Konya ilçeleri içinde, Bozkırlılar kendilerine en yakın hemşeri olarak, Akören ve Hadimlileri görürlerdi. Onlar da bu düşünce içindeydiler.
            Bozkıra giden anayola çıkınca sağımızda ve solumuzda dükkânlar gözüküyor. Dükkânların üstlerinde “Bozkır” ismi çoğunlukta. Elbette Bozkırlı esnaf varken başka bir esnafa alış veriş yapmak Bozkırlıya yakışık almaz. Bozkırlı ve Hadimli Konya ve gurbette diğer hemşerilere göre daha bir dost olurlar. Bu gün, bu düşüncenin devam etiği toplumlar Karadeniz uşağı ve Doğulular devam ettirmekteler.
            Konya’yı çıkıyoruz, iki tarafımız Konya Şeker tarafından ağaçlandırılmış. Yol Çumra’ya. Çumra’dan Bozkır havasının esmeye başladığı Sarı oğlana ulaşıyoruz. Bozkıra ayrılan yoldan ilerliyoruz. Önce bu yolar şose denilen dar iki arabanın yan yana geçemeyecek kadar dardı. O günlerde yol gürazgahında Motorlu araçlardan daha çok, yollarda eşek ve kağnı arabaları görünürdü. Traktör yoktu. Daha çok tarlalarda öküzlerin çektiği sabanlar ve pulluklar görürdük.  
            Yollardan geçerken sağda ve solda Bozkır köylerinin isimleri yazan tabelalar bizi karşılıyor. Bizde tanıdık arkadaşların köy ismini, yollarda görmek için daha dikkatli bakıyoruz. Yolun sağ tarafında Boyalı, Ayvalıca, Kil dere ve Kayacılar köyler görülüyor. Sol tarafın da ise, Kuzörön, Kınık ve acılar köyleri yer alıyor. İşte bu yollarda girdikten sonra görsel olarak, metafizik duygular yükseliyor içimizde. Kendimizi bir başka hissediyoruz.
            Bu sınırdan itibaren bahar yağmuru yağmaya başlamış gibi oluyor. Yolumuz ilerledikçe çevremizdeki orman ve dağlar daha bir görünür oluyor. Dağlarda çamlar ve meşelerin kokusu ruha ve burundan ciğerlerimize dolmaya başlıyor. Aldığız oksijenler bollaşıyor. Böylece Bozkıra giriyoruz.
            Cuma günleri Bozkırın pazarını düşüyoruz. Bugünden daha çanlıydı. Antalya Yörükleri bile ihtiyaçlarını Bozkırdan karşılardı. O günlerde sık sık kan daları yüzden çay kenarında Cuma Namazı için abdest alanlar kurşunlara hedef olurdu. Şükür o kötü adetler unutuldu.
            Selçuklu eseri Çarşı camisine gidiyoruz. Tavanları, minber ve mihrabı orijinal ahşaptandır. Bu caminin geçmişinde meşhur hocalar görev yaptı.  Bildiğimiz kadar en meşhuru Fen ve Din ilmine hâkim ve öğrenci yetiştirmiş olan “Kör Tevfik" lakaplı Tevfik efendidir. Konuşmasının bir bölümünde“şart mı önemlidir, yoksa farz mı? Abdest namazın şartıdır. Abdest olmadan namaz kılınmaz. Şayet namaz dinin şartı olsaydı. Dünyada Müslüman kalmazdı. Ahırlıya fetva için bir adam gelir. Hanımına kızmış” eşekten inersem benden boş” demiş. Akrabaları fetvasını sorar. Hoca “ Siz eşeği bir ağaç altına çekin. Adam ağaca geçsin, oradan insin”  diye cevap verir. Camiden çıkıyoruz, Selçuklu eseri kemerli köprüyü ziyaret ediyoruz. .
            Bozkırın simgesi olan hükümet konağının yerinde yelleler esmiş, O konak kevgir bina olup tavanları ve merdivenler tahtadandı. Yürürken bina sallanır e sesler çıkardı. Bozkırın ortasında yükselen devasa bir kaya vardı. Elli yıl önce Türkiye’nin durumu malumdu. Hapishanelere “Dam” denirdi. Damın çatısı köylerdeki evlerin gibi topraktı. Bozkırda bıçakçılar, semerciler terziler ve ayakkabı tamircileri vardı. Evlerin bahçelerinde kavaklar olurdu. Cumaya pazar için gelenler eşeklerini kaklara bağlarlardı. Onların yerine binalar yükseliş.


          BAHAR VE İNSAN

Esti bu sabah, bahar mevsimi,
Gönlümü yakıyor, bahar rüzgârı,
Coşuyor baharla gönlüm bu sabah,
Kış uykusundan Yer Gök uyanır.

Ne güzel ya Rabbi, bahar mevsimi
Ruhlara zindelik,  güzellik verir,
Baharın kokusu ruhlara yürür,
Coşuyor ırmaklar, bahar sevinci.

Baharla tazelenir gönül karası,
Yağmurla gelen bereket güzel,
Güneşi, sıcağı, yağmurlar güzel,           
Koşuşan çocukla baharda güzel!.                                                                                                     

Ne güzel Rabbin, lezzetler bize,
Akıl bir güzel, nimetler sonsuz,
İnsanı yaratman gelmez ölçüye,
Seni tanımaya akıl yetişmez.

Bu bahar coşturur yaşayanları,
Tabiat yaşama heyecan katar,
Kırılan gönüller sevinçle coşar,
Baharla birlikte hayat yükselir.

Baharı tanıyan, bakar ve görür,
Yerdeki yeşillikle, donanır büyür,
Akıl fark ediyor bu güzelliği,
Çocukla koşan ruhlar övünür.

16 Nisan 2015 Perşembe

Rıfat Serdaroğlu: BEN OLSAM

Rıfat Serdaroğlu: BEN OLSAM!..

Cumhurbaşkanlığı Makamında Ben Oturuyor Olsaydım!,
TÜSİAD gibi, Türkiye’de özel sektörün yarattığı iş gücünün yüzde altmışını yaratan bir topluluğun Hanımefendi Başkanına asla “Sen” diye hitap etmezdim.
-TÜSİAD Başkanını basın önünde eleştirmeden önce, Ak-Saray’da yapılan Cümbüşlü eğlenceye ara verip, kendisini davet eder ve ekonomi konusundaki görüşlerini yüz yüze tartışmak isterdim.
-Türk Sanayici ve İşadamları Derneği üyelerini; “İstikrar ve güveni baltalamaya çalışan, iş dünyasını tedirgin eden bir tavır” içinde olmakla suçlamazdım.
-TÜSİAD mensuplarını; “Yatırın bunları masaya, hepsi güçlerini beşe katladılar. Bire beş katlıyorsun, hala istikrarsızlıktan bahsediyorsun” diye mahalle dedikoducuları gibi, basitçe ve yakışıksızca suçlamazdım.
-TÜSİAD Başkanını; “Geçmişte Türkiye’ye ne tür bedeller ödettiğini gayet iyi bilen birisiyim” deyip, belge-bilgi-açıklama yapmadan, sadece iftira ederek karalamaya çalışmazdım.
-Anne ve eş olan Tüsiad Başkanı Hanımefendiye söz söylemeden önce, onun şimdiye kadar aldığı eğitimi, edindiği birikimleri, uluslararası alanda kazandığı ödülleri incelerdim.
Sonra da kendi eğitimime ve siyaset dışında ne işler başardığıma bir bakar, utanır, çenemi kapar otururdum.

TÜSİAD Başkanlık Makamında Ben Oturuyor Olsaydım!

-Ülke ekonomisi ile ilgili durum tespitini ve eleştirilerimi, ekonomiyisucuk-bisküvi satmak” sanan, ilkokul başarıyla bitirmiş kişilerin anlayacağı şekilde tane-tane anlatarak yapardım.
-Ülke yöneticilerine “Nasıl Beyefendi olunur”“Toplum önünde nasıl konuşulur”“Ekonominin Alfabesi” gibi ücretsiz kurslar açardım.
-Ülke yöneticileri, “Maaşını vergilerimle alan, Devlet Gücünü (Adalet-Emniyet-Maliye güçleri ile) benim topluluğumu tehdit etme aracı” olarak kullanmaya kalkarlarsa, Türkiye’yi ve Dünyayı ayağa kaldırırdım.
-Şahsım ile ilgili olarak “Belgesiz-Bilgisiz-Yalan-Yanlış”konuşmalar yaparsa, o kişiyi Türk Milleti önünde “İspata davet eder”ve hakkımı Bağımsız Türk Yargısı önünde arardım.
-Topluluk üyelerimi haksız yere suçlayan kişiye şunu sorardım;
Şimdiye kadar, tüm yaşamınız boyunca, kendi işletmenizde kaç kişiye iş verdiniz? Bu yaşınıza kadar TC Devletine kaç TL Vergi verdiniz?
-TÜSİAD Üyeleri için “Yatırın bunları masaya, hepsi güçlerini beşe katladılar” diyerek haksız yere zenginleşmekle suçlayan kişiye Türk Milleti önünde şunu sorardım;
Siyasete girdiğinizden bu yana siz-çocuklarınız-eşiniz, yani aileniz servetinizi kaça katladınız?
Biz TÜSİAD Üyeleri olarak TC Devletinin her türlü denetimine açığız. Ya siz?”
-Ben TÜSİAD Başkanlık Makamında oturuyor olsaydım;
Demokrasi’ye, Lâik Cumhuriyete, Hukuk Devletine, Sosyal Devlete ve Atatürk’e sonuna kadar sahip çıkardım. Elimdeki tüm olanaklarla Türk Siyasetini, cahillerden-hırsızlardan-gericilerden-bölücülerden temizleyecek sistemin kurulması çalışmasına destek olurdum.
-Ben olsam KORKMAZDIM. Haksızlık ve hakaret karşısında SUSMAZDIM.
Böylelikle, “ERKEKLİĞİN” sadece bacak arasında değil, yürek ve beyinde olduğunu hem kendi topluluğumun erkek üyelerine, hem de Türk Milletine öğretirdim…
Değerli Okurlar;
Gökyüzüne direk, denize kapak olur mu? Herkes haddini bilecek!
Makamlar mevkiler halka hizmet için, insanlar tarafından oluşturulmuştur. Makamları, hiç kimse kendi kişisel amacı ve hakaret etmek için kullanamaz.
Hadsize haddini bildirmek, yetime giyim-kuşam vermek kadar sevaptır.
Boğaz dokuz boğumdur sözü, düşünerek konuşulsun demek içindir.
Ağızdan çıkan bilinmelidir!
Bilmeyenler için bir gün biri çıkar, bir söz söyler, onlar yerin dibine geçerler…

15 Nisan 2015 Çarşamba

Greek; Hırsız. Yalancı… Yalçın KOÇAK, 18. dönem Sakarya Milletvekili

Greek; Hırsız. Yalancı…
Yalçın KOÇAK
18. dönem Sakarya Milletvekili
            Batıda medeni olduğunu iddia edenler, yani 16. Yüzyıla kadar tuvaleti bilmeyen, tüy dikiciler yıkanmayı bilmeyip, koku üreticiler her türlü bulaşıcı hastalıkları pisliklerinden üretip dünyaya salanlar; aslında medeni olmadıklarını pekâlâ biliyorlar bu sebeple yüzyıllarca sahte bir tarih ve asalete atıflarla geldiler.
Helen medeniyetinin devamıyız diyerek onun kendisi olduğunu savunan Yunanı da şımarttılar. Avrupa’nın şımarık çocuğu senin sıfır rakamın yoktu her tarafın medeni olsa aritmetiğin, şakülün bozuktu, seninde işine geldi Avrupa ya asalet pohpohladın yıllarca, geçindin.
Hiç demedin burada Traklar var, Makedonlar var, Spartalılar var ben sadece Atinalıyım.
Antik Helen ile Greek’in benzemezliğini Meydan Laorusse Greek maddesi layıkıyla cevaplıyor, 
HIRSIZ…
AB fonlarını 3 yüz milyar Euro’yu ne yaptı bu Greekler iç ettiler şimdi üzerine yatmak için iktidar değiştirip Avrupa’ya da gözdağı veriyor palikarya, çok akıllı seni üttüm, Komünist olurum haa, yerlerse iyi politika.
Kurnazlıklarına tarihten bakalım İngiltere’de gündem ve yer tutmak medya’ya oturmak için amcalar şu kâzip şöhret yazar, şair Rudyard Kipling’e Yunan marşını İngilizceye çevirttirirler sanki Kipling yunanca biliyordu anlayın işte; sonra da hem el altından parasını veriyorlar, hem de gündem tutmak için bir nişan veriyorlar.
İşte tarihi hatalarını da burada yapıyorlar Kipling’e taktıkları madalyanın üzerindeki Röliyef Büyük İskender’e ait; Büyük İskender ne Yunan, ne Greek, ne Spartalı, ne Atinalı; adam Makedon ve Makedonyalı.
Makedonya’nın bağımsızlığına karşı hazımsızlık çeken Greek AB üyeliği sıfatını da tehdit ve şantaj aracı olarak kullanarak Makedonlara baskı uyguluyor. Kıbrısta bize yaptıkları aynı numara, bak Mavros aklını başına al, al zeytin dalını. 1974 de de Nato üyesi olman yetmedi, şimdide AB diyorsun, arkana güveniyorsun. Güvendiğin dağlara kar yağar. Akıllı ol.
Makedonya’yı ilk tanıyan dünya ülkesiyiz bizim eski coğrafyamız olmasına rağmen biz ses çıkarmıyoruz da Greek’in orada hesap içinde hesap döktürmesi ağrıma gidiyor.
90 yıldır Rumeli ve Balkan da tutunma politikaları oturtamamış bir diplomasinin başarısından söz edilemez.
Rumeli de ki insanlar yerinde İBATE edilmeli, kökünde İKAME edilmeli bunun için ne gerekiyorsa yapılmalı. Nüfus kesafetimiz ne pahasına olursa olsun arttırılmalı,
Ne diyor Avrupa genişleme raporunda. Greek; Batı Trakya’da Türk yoktur; Müslümanlar vardır ve dilleri Müslümancadır??.
Pomaklara da siz zaten Greek’tiniz Türkler sizi Müslüman yaptı??.
Sormak lazım Pomak’ı Müslüman yaptım da seni niye yapmadım. Seni de bırak Atinalı İstanbul’dakileri niye yapmadım. Tarihte din değiştirme konusunda benden tek bir baskı gören var mı?
Hani Atina’ya Cami yapacaktın? Selanik’tekileri kapattın, Manastırdakileri taverna yaptın. Hani Baş Müftü’mü seçebilecektim, hani dernek tabelalarımı takabilecektim.
Sermayen yalan senin; son 11 yılda 4 Başbakanın da sözler verdi bizden alacağını aldı, yok oldu gitti. Şimdinin hükümeti Avrupadan alıp da yediğiniz 257 milyar euroyu Almanyadan harp tazminatı olarak benim sizden alacağım vardı, ona sayın demeğe getiriyor.             Densiz bir belediye başkanı ormanlarının yangınını bizden bilip 200 milyon euro tazminat istiyor. Ulan siz ne yaman hırsızmışsınız be, yüzünüz dahi kızarmıyor attığınız yalan ve mavralardan. Açtırmayın defterleri Lozan tazminatlarına yüzölçümünüz yetmez, Akritas planlarınız dersek, Lavrion dersek yüz yıl daha selamsız kalırız, en iyisi mi susun. Verdik Vakıf mallarınızı, bizim Vakıflar kökünden gitmiş. Sen Sinotun yok olmuş, Patrikliğin son bulmuştu insaniyet gösterdik, merhametten marazi çıktı. Heybeliyi açmak istiyormuşsun, önce Patrikhane’nin kapısını aç, Atina’da Cami yap, bir de Türkçe Üniversite, yüzün olsun be komşu, Haydi bre. Palikarya, Mavros seni. Eleniye selam.
Greek, sadece Hırsız demek
Hırsızın sermayesi de yalan…
Ben demiyorum, Meydan Laurese öyle yazmış Fransız...

AK PARTİ DOĞRU VE YANLIŞI., Cemal ÇALIŞKAN

AK PARTİ'NİN DOĞRULARI VE YANLIŞLARI
Cemal ÇALIŞKAN
“Meğerse hepsi taktikmiş, Aldatılmış enayi yerine konulmuşuz. Yetişmiş genç kadroları kullanmışlar.”Prof Niyazi Öktem ”Birden kral olduğumu fark ettim. Devlet benim”14. Louis Fransa kralı
İktidar partisi bir zaman sonra devlete hâkim olduğuna inandı ve buna kani oldu. İşte buradan itibaren doludizgin kimseye kulak asmadan sağa, dışarıya bakmadan danışmanlarının ve parti kurmaylarının söylediklerini sanki düşmandan mal kaçırma hızıyla uygulamaya koydu. Bu arada fincanlı katırları ürkmüş filan önemli değildi. Çünkü bütün ipler ellerindeydi. Nerede kendisine ve projesine engel gördüyse vatan haini veya başka bir yaftayla isimlendirmeyi uygun gördü. Hala seslerini kesemediklerini de mahkemeleri kafasına göre dizayn ederek istediğini hapsettirdi, istediklerini de damda çıkardı. Bu arada parti içinden ve akıl sahibi insanların iyi ve kötü her bir uyarıya kulak vermek yerine, o söz söyleyenleri azarlayarak, onların sesinden daha yüksek sesle küçümsemeye ve aşağılamak adına lakap taktılar. Böylece ülke birlik beraberlikten her geçen gün biraz daha uzaklaştı. Olmadığı kadar savruldu.
Bu savrulma esnasında içeride kendisine %.50 s’n’ düşman yaptı. Bu sivri söylemler dostluğu değil, düşmanlığı pekiştirmek için bilinçli şekilde kullanıldı. Bu millet ihtilal öncesi ancak düşman eliyle böyle yapılmıştı.
İktidarın İlk iki döneminden toplumun bütününe yakını memnundu. Demek ki, Hz. Ömer adaletine benzemeye çalışan vicdan sahipleri varmış. Bize öyle gelmişti. Ne zaman ki, iktidar askerleri ve mahkemeleri kendi hâkimiyetleri altına aldı, herkesi kendilerinden korkar hale getirdiler. Kendi gizli gündemlerini devletin her kurumuna icraata koydular. Ülkesi için şehit olanlara değil, başka devlet kurmak için soyunan çetelerin sözcülerine rağbet ettiler. Vatan evlatlarını kalleşçe şehit edenler güruhlara değer kaygısı oluşturdular.
Seçim konuşmalarında dini referans almayacak dediler, her konuşmalarında dini kullandılar, dinin özünden uzaklaşarak her tarafa şekilden ibaret olan dini görünür kılma çabasından hiç vaz geçmediler. Kendi dini anlayışlarından olmayan anlayış sahiplerini dışladılar. Tarih boyunca ve günümüzde en kanlı boğuşmalar fark din yorumlarında çıktığını unutturmaya çalıştılar. İnançların devlet yönetimine taşınmasının yanlış olduğunu söyleyenlere türlü yaftalarla susturdular.
Ak parti kendisine her muhalif sese dinden bir alıntıyla yanıt vermeye kalktı. Dini getirip siyasetin ortasına oturttu. Fakat siyasi etiğe ve ahlaka gelince selefleri kadar ahlaklı davranamadılar. Menderes” Avrupa’dan gelen oğlu ticaret yapmak isteyince, Menderesin yanıtı “ben başbakanlık görevinde olduğum sürece Türkiye’de ticaret yapamazsın”  demişti. Bunların normal akıl seviyesindekiler filan devlet eliyle büyük mal varlıkları edindiler. Bu iktidar taraftarları tarafından dinsiz görülen Hasan Ali Yücel Millî Eğitim Bakanıyken “oğluyla bir başkası dışarıda burslu okumak imtihanda eşit puan alır. Yetkililer kimi gönderelim diye sorarlar. Bakan Hasan Ali yücelin cevabı” Benim oğlum kalsın, diğerini gönderin “olur. Bunlar geleceği tehlikeye atarak işe yaramaz yakınlarını imtihansız olarak devletin kritik yerlerine yüksek maaşlarla yerleştirdiler. İslam ahlakını akıllarına getirmediler. Siyasette hakkaniyet ölçüsüne uygun davranmadılar. Allah, akrabaya sahip çıkmamızı emrediyor diye yedikleri kul haklarına dini referans gösterdiler
            Böyle giderse bir zaman sonra milletin bir kısmı“ Hristiyanların dediği gibi Bizanslıların külahını görmektense, Müslüman sarığına razıyız” dedikleri gibi,  insanlar Ak parti yanlışından askerleri özler hale gelebilir. Devlet terbiyesi ve umuru görmüş insanlar,  devletin ve Meclisin yıpratılmasına bu kadar göz yummamalıdır. Bir günde çıkardıkları kanunu aynı gün iptal edip onun yerine yenisini yapamaz. Kanunların gün üç kere değişime uğradığı cumhuriyet boyunca bu iktidarda görüldü.
            Türkiye Cumhuriyeti dıştaki Müslümanlara katkı yapmaya devam etmelidir. Son yüzyılda İslam âleminin ittifak edebilmesi için imkânlar var oldu. Fakat bunları bazıları kendi egoları yüzünden heba etti. Suriye ve Mısırı felakete sürüklendi. Libya’dan Türkler kovulur hale geldi. Ortadoğu’da bütün kapılar kapandı. Seksen beş yıllık ihvana diktatörlerin bile veremediği zararı bu kafa verdirdi. İHA başkanı Bülent Yıldırım,” Mavi Marmara gemisini organize eden kişidir. Sözleri” Biz hiçbir zaman Suriye’de iç savaşı istemedik. Kimin İstediğini Ak partililer millette açıklamak zorundadır. Ne olursa olsun, Suriye ile diplomatik ilişkiler kesilmemeliydi. Mısırda İhvan seçimlere girmek istemiyordu. Türkiye’nin zoruyla, yani Tayip beyin zoruyla girdi. Türkiye mavi Marmara davasında Filistin’e büyük haksızlık yaptı. Uluslararası mahkemeye belgeleri göndermedi. Bunlar söylediklerinin aksini yapıyorlar.  Münafık üç alametinden biri yalan söylemek değil mi? Üst perdeden konuşarak hak sahiplerini haksız çıkarmak peygamberi ahlaka yakışmaz.
İşte yüksek sesle İsrail ve Amerika düşmanlığı yapanlar birşeyi başaramayınca, şimdi paralel yapı diye yel değirmenlerine savaş açtılar. Hayırlı olsun.
***
MİNARE VE EZAN,
MÜEZZİN GÖRMEK

Bu ses ne diyor, hiç düşündün mü?
Ezan sedasıdır, sakın yanılma,
Sen hiç uğradın mı cami yoluna;
Gel de kurtul diyor, mübarek ezan.

Bu ses nedir,  dalga dalga yayılır;
Mümin münafık birbirinden ayrılır;
Gerçek inananlar yola koyulur,
Gel de kurtul diyor, mübarek ezan.

Ne zamandır, hala kulak vermedin,
Bir türlü sen, bu çağrılara uymadın;
Niçin yaratılış olan gayeni bilmedin,
Gel de kurtul diyor, mübarek ezan.

Hele bir kere düşün, ecdadı -atanı;
Bu ses için asırlarca düşmanla savaştı,
Tarihler dolusu tarihe zaferler yazdı,
Gel de kurtul diyor,  mübarek ezan.

Artık yeter müezzin tembelliği bitmeli;
Güzel minareler müezzinler görmeli,
Ezanla cami, din istismarı bitmeli,
Gel de kurtul diyor, mübarek ezan.

13 Nisan 2015 Pazartesi

EYLEMLİ ÇÖKERTME SÜRECİ VE YENİ GLADİO; Nurullah AYDIN

EYLEMLİ ÇÖKERTME SÜRECİ VE YENİ GLADİO
Medyaya, Bürokrasiye, Orduya, Yargıya, Eğitime, Emniyete, İstihbarata, Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılan operasyon, psikolojik savaş aşamasından eylemli çökertme aşamasına geçmiştir. Zihinsel ve fiziksel ucube tipler işbaşında!
Özel Kuvvetler Komutanlığı  (ÖKK) ilk kurulduğu zaman adı Seferberlik Tetkik Kurulu (STK) idi. Türkiye’nin 1951′de NATO’ya girmesinin bir sonucu olarak 1952 yılında ordu bünyesinde kuruldu. NATO’ya giren tüm ülkelerde benzer örgütler kurulmuştu.
Bu örgütler sayesinde ABD, üye ülkeleri NATO aracılığıyla denetim altında tutacaktı.
Giderlerini ABD’nin karşıladığı bu örgütler, NATO’nun gizli örgütü olan Süper-NATO’nun, yani Gladyo’nun denetimi altında idiler. Türkiye’deki örgütün çekirdek kadrosunu Kore’den dönen ve Gayri Nizami Harp stratejisini öğrenmiş olan subaylar oluşturdu.
Kurulun gizli görevi, Türkiye’de Amerika karşıtı bir rejim değişikliğini engellemekti. Aynen diğer NATO ülkelerinde olduğu gibi. Ama STK’nın görünürdeki amacının Sovyet istilasına uğrayan bölgelerde direnişi örgütlemek olduğu söyleniyordu…
Plana göre, yurt çapında çeşitli yerlere silah gömülecek, istila anında önceden belirlenmiş kişiler bu silahları çıkararak direniş başlatacaklardı. Bunun için, topluma sürekli Sovyet tehdidi propagandası yapılıyordu.
CIA ve Adnan Menderes hükümeti arasında imzalanan 1959 tarihli bir anlaşmada, Gizli Ordunun rejime karşı iç ayaklanma durumunda harekete  geçirileceği belirtiliyordu.
Seferberlik Tetkik Kurulu’nun ismi 1965 yılında Özel Harp Dairesi (ÖHD) oldu. Daire, ABD’nin kontrolünde uzun yıllar Kontrgerilla (Gladyo) olarak hizmet verdi.
Daire’nin resmi varlığı, 1974 yılında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın Başbakan Ecevit’ten acil bir ihtiyaç için para istemesiyle ortaya çıktı.
Bu süre içinde; faili meçhul cinayetler, 1 Mayıs 1977, Maraş, Çorum türünden provokasyon ve katliamlar, Kültür Sarayı sabotajı, Sirkeci, Yeşilköy bombalamaları, aydınların suikastlerle öldürülmeleri hep bu örgüt tarafından gerçekleştirildi.
Çünkü TSK, böyle yapmakla Sovyetlere karşı Türkiye’nin bağımsızlığını savunduğuna ve ABD’nin stratejik müttefikimiz olduğuna inandırılmıştı…
Beyinleri yıkanan TSK mensuplarının gözü açılır. NATO eğitimlerinden geçen Türk subaylarının beyni yıkanmıştı. Onlar ABD’nin her dediğinin çıkarlarımıza uygun olduğu konusunda şartlandırılmışlardı. Ancak 1980′lerin sonuna doğru TSK içinde, ABD’nin stratejik hedefleri konusunda fikir değişiklikleri oluşmaya başlar.
1986 yılında ABD, şimdilerde uygulatmaya çalıştığı Türkiye himayesinden Kürdistan Planını Evren ve Özal’ın oluruyla Türk Ordusu’na da dayatmıştı. Plan, Genelkurmay Başkanı Org. Nejdet Üruğ’un sert direnciyle karşılaşır ve engellenir.
ABD emrinde Irak’a girme planına karşı çıkan Org. Torumtay istifa eder, plan suya düşer.
Komutanlar, ABD’nin Türkiye’yi bölmeyi amaçlayan planlar yaptığını ve bu planları Türk ordusu eliyle uygulamaya koymak istediğini anlarlar. ÖKK, Gladyo’nun sultasından çıkarılır.
Bu süreçte, 1990 yılında Org. Doğan Güreş döneminde Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı’na (ÖKK) dönüştürülür, 1992′de de personeli yeniden yapılandırılır. Bu sadece bir isim değişikliği değil, ABD ilişkilerinin sorgulandığı sürecin de somut bir sonucuydu.
Öyle ki; Özel Kuvvetler Komutanlığı ile Daire, ABD ve Gladyo’nun sultasından çıkarıldı!
ABD görevlileri Org. Karadayı döneminde ÖKK binasından çıkarılır.
NATO ve ABD ilişkileriyle, ABD parasıyla, ABD eğitimiyle milletine karşı oluşturulmuş olan bir yapı, artık Milli Kuvvet haline dönüştürülür. ABD, TSK’yı hedef alır.
ÖKK, Kuzey Irak cephesindeki gücü olarak ABD ile karşı karşıya gelir, ABD tehdidine karşı uyanışın öncüsü olur.
Ya şimdi! Dinci, Tarikatçı, cemaatçı, etnik olarak Türk olmayan unsurlardan oluşturulan yeni Gladio, çoğunluk olan saf temiz inançlı Türkleri din, menfaat, statü sağlayarak istismar ederek Türkiye cumhuriyeti devletini çözmek ve yugoslavyalılaştırma peşinde, işbaşındadır.
Günün Sözü: Tek düşünen, haraket eden insanın aldanması, aldatılması kolaydır
Nurullah AYDIN
13 Nisan 2015-ANKARA

Haziran Rotasındaki Zor Yolumuz, Aytekin ERTUĞRUL

Haziran Rotasındaki Zor Yolumuz 
Aytekin ERTUĞRUL
8 Haziran demokrasi durağına zor koşullarda ilerliyoruz.14 Mayıs Cumhuriyete paydos durağından 8 Haziran demokrasiye başlangıç durağına doğru Türk milleti ilerliyor. Gel gör ki dâhili ve harici bedhahlar Türk milletinin yeniden 9 Eylüle ve 24 Temmuza gelmesini istemedikleri gibi 8 Hazirana demokrasi durağına yaklaşmamızı da istemiyorlar. Bunu nereden biliyoruz ve neye dayanarak yazıyoruz. İşte kanıtları
İktidar Adayı Parti CHP Denk Bütçeyi ve laik eğitimi savunmuyor.
CHP nin laiklik ve Turbandan evvel savunacağı şey DENK bütçedir. Çünkü kurucumuz Başkomutanımız Mustafa Kemal ATATÜRK ve İsmet İnönü’müzün bu konuda kesin direktifleri vardır. Atatürk diyor ki: Bu günkü savaşmalarımızın gayesi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığımızın bütünü ise ancak mali bağımsızlıkla mümkündür. Mali bağımsızlığın korunması için ilk şart bütçenin ekonomik bünye ile orantılı ve denk olmasıdır.
İsmet İnönü ise şöyle bir direktif vermiştir. Enflasyon politikası iktidarın daha ilk yıllarından itibaren İktisadi bünyeyi süratle takatından düşürerek 1952 sonbaharı başlarında memleketi tam manasıyla iflasa sürüklemiştir.
Kelimeyi tartarak kullanıyoruz.
Ne yapalım ki bu iki liderimiz ve bilim dahi DENK bütçe diyor. Bu gün bu gidişin tersi gidişteyiz. Bir başka şekilde söylersek millete tarihe ve bilime ihanetteyiz. Ama gel gör ki bu konuda CHP ölü gibidir. Esas mesele de budur. 25 senedir bu konuyu yaza yaza sizleri bıktırdım biliyorum ama açık bütçe devam ederken yani milletimiz devlet ve hükümet eliyle soyulmaya devam ederken başka başka konuları yazmak ihanete sessiz kalmak olur. CHP için de aynı yargı geçerlidir. Enflasyon varken anti enflasyonist bir kadroyu TBMM üyeliklerine aday göstermesi yapacağı Muazzam demokrasi devriminde görev alabilecek ve mücadeleyi kazanacak bir ekiple yola çıkması gerekirken, bunun için gerekli hassasiyet gösterilmediği adayların kişiliğinden apaçık ortadadır.
Ayrıca CHP nin, Türk Milletinin belini kıran, Sofrasından ekmeğini alan, bütün bir Ümmeti Muhammedi aç bırakan Cumhuriyetimizi temelinden sarsan açık bütçeler ve enflasyon konusunda mücadelesi veya hassasiyeti yok. Çünkü bu iki şey yani açık bütçe ve enflasyon haçlılarca Türk Milletinin ve Cumhuriyetinin yok edilmesi için uydurulan yıkım yollarının ta kendisidir.  CHP nin bu bilinçle hareket eden bir kadroya ulaşma gayreti görülmüyor.
Laiklik Yerlerde Sürünmektedir.
Laiklik sanıldığı gibi Atatürk tarafından ortaya konulan bir ilke değildir. İslam dini laik bir dindir.  Din ve dünya işleri ayrılmıştır. “Bilim Çin’de bile olsa gidin alın” ve “Beşikten mezara bilim okuyun” Hadis-i Şerifleri bizatihi İslam dininin laik bir din olduğunun ifadesidir. Bu iki Hadis-i Şeriflerin içinde; bilimi nerde bulursan bul ama al ve kullan anlamları da şüphesiz ki vardır. Biz İslami İslamin aslından alıp uyguladığımız zamanlarda Endülüs’te devlet kurduk. Emeviler ve Abbasîler imparatorluklarını kurduk. Selçuklu devletini kurduk. İstanbul’u fetih ettik. Orta Çağı kapatıp Yeni Çağı açtık. Viyana’yı iki defa kuşattık. Ne zaman ki İslam’dan ve İslam’ın bilime dayanan temelinden rücu ettik daha doğrusu harici bedhahlarca ettirildik kendimizi SEVR masasında  bulduk. Onun için laiklik Türk milletinin olduğu kadar bütün dünya milletlerinin barışı, çağdaşa varması ve haklarına sahip çıkması için gerekli bir ilkedir. Hayatidir. Vazgeçilemezdir. Milletlerin Kırmızıçizgisidir. Laikliğe tecavüz eden zihniyetlerin hepsine insanlığa, İslam’a ve Türk milletine düşmandırlar demek hiç abartılı değildir.
Demokrasi durağına bilim düşmanlığı Rotasında gidilemez.
Bilim düşmanlığı da nereden çıktı demeyin. Bu elle tutulur gözle görülür kadar açıktır. 14 Mayıs 1950 den bu yana bilimin egemen olduğu bir gün bile yaşamadık. Milli eğitin Türk milletinin dünya milletlerini yenecek bilimle donatılması yerine dünya egemenlerine biat edecek bir Orta Çağ kültür ile yetiştirilmesini Türk Milli Eğitimi Haçlı direktifleri ile üstelenmiştir. Onun için demokrasimiz her geçen senede, her yapılan müdahalede bilimden uzaklaşa uzaklaşa artık Türkiye’de bilim hiç kalmamak üzeredir. Bilim olmayan yerde de demokrasi kalmaz. Demokrasinin kalmadığını nereden biliyoruz. İşte ulaştığımız fiyatlar
1 simit 1.000.000 TL dir.
1 Ekmek 1,500.000 TL dir.
1 KG patates son günlerde 5.000.000 TL olmuştur
Benzinin litresi 5.000.000 TL dir.
Yanlış yazıyorsunuz der gibisiniz. Hayır, yanlış yazmıyorum. Önce paramız bol sıfırlı yapılarak ve daha sonra da 6 sıfır paramızdan silinerek paramız değiştirilmiştir. Egemenliğin simgelerinden biri de bayrak gibi paradır. Para değişince ulusal egemenlik de değişmiştir. "Egemenlik Bila kayduşart ulusundur” ilkesi de değişmiştir. TBMM 14 Mayıs 1950 den bu yana ulusal egemenliği temsilden uzaklaştırılmıştır. 8 Haziranda ulusal egemenliğe tam olarak kavuşamasak bile topal karınca hikâyesinde olduğu gibi demokrasi yoluna çıkmak için mücadele eden büyük Türk milletinin yanında emrinde olmak bütün Türk vatanseverlerinin borcudur.
Aydınlarımızın ve Milletvekili adaylarımızın ortak andı:
Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin
Kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacak, milletin huzur ve refahını sağlayacak yegâne bilim yolları olan denk bütçeye ve laik eğitime dönmeye, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk İlke ve inkılaplarına bağlı kalacak demokrasi yolunda çalışacağıma gerekirse bu uğurda seve seve canımı feda eyleyeceğime; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”