25 Aralık 2014 Perşembe

ARİFLİĞE GİDEN YOL

ARİFLİĞE GİDEN YOL
Cemal ÇALIŞKAN
“Arifliğe dalmayan karşındakini hor görür, arifler geleceği seyreyler. Öbürü benden korktu zanneyler.”
Allahtan gayrıya kör ol, Kalbi Hakka yönelt, yüzün secdede ol, yönünü kıble yap. Arifliğe giden yol öncelikle efendimizi dinleyelim “İmanın tadını şu üç kişi tatmıştır.1-Ençok Allah ve Resulünü sevmek 2-Sevdiğini Allah için sever, kızdığına da Allah için buğuz eder 3- İslami seçtikten sonra eski dinine dönmeyi, ateş çukuruna düşmek gibi görür.” buyurdu. Özellikle bu yolun yolcuları, haramsız bir mideye sahip olmak gerekir. Çünkü efendimiz “Midesinde haram lokma olanın, kırk gün duası kabul olunmaz” buyurmuştur. Ariflik yoluna girme niyeti olan kimse merdiven basamaklarını her gün bir üst basamağa çıkarak sabırla yükselmeye çalışır. Yunus diyor, yolum vardır bu erkândan içeri” Mevlana devam ediyor ”Yol izin ver sözlerim bildiğince yol alsın. Ya da bırak susayım, her şey gönlümde kalsın” Arifliğin yolunu anlatanı dinleyebilelim. Yunus Emre” Çıktım erik dalına anda yedim üzümü, Bostan ıssı kakıdı der, ne yersin korumu”. Arif olmayan bunu nasıl anlayacaktır? Erik burada şeriatı anlatır. Şeriat İslam dinidir. Tarikattan önce Şeriat gelir. Üzüm ise, tarikattır. Burada erikte büyük bir çekirdek var. Bu sebeple eriğin yarısı faydasızdır. Şeriatta olanların amelleri yarısı pozitif, yarı ise negatif amelleriyle yaşamalarına izin verilir. Üzüm ise, genellikle ufacık çekirdeği bile olsa, o da yenilir. Tarikatta yürüyenin amelleri çoğunlukla pozitif olmalıdır. Hakikat remzini anlatan ise cevizdir ki, tamamı insan için faydalıdır. Bu hakikat yolunda yürümek çok zordur. Bu yüzden Mevlana” Bu sempten koku almayacaksan gelme, Bu ırmaktan testini doldurmayacaksan gelme! Kendini tamamıyla ona bırak! Bu seviyeye varmış olan Yunus, Şeyhinin dergâhına eğri odunun bile girmesine izin vermemiştir. Burası hakikat bölgesidir. Topunun başı eğilsin.
Aşktır ancak sana Burak! ”diyor. 
Bazı sahabeler” Ya Resülullah senin yanında iken melekler bizimle müsafaha yapmakta yarış yaparken senden uzaklaşınca ruhen değişmekteyiz. Meleklerde bizi terk etmektedir.” derler. Efendimiz siz hakikat makamında devamlı duramazsınız, o makamda durabilmek demek Yunus Emre’nin kırk yıl Tap tuğun tekkesine düz odundan başka odun taşımaması demektir. Eğri adamın bırak dergâha gelmesini, ocakta yanacak eğri odunun bile dergâha girmesine izin yoktur.
Tarikatın yolları şeriatsız bulunmaz. Hakikatin yurduna marifetsiz varılmaz. Orası Hallaç gibi kanıyla abdest alıp iki rekât namaz kılanların makamıdır. Rabia Hatun gibi hem dünya hem de ahiretten geçebilmek var. Çokluktan birlik Tevhit makamına geçebilmek var. İbrahim Ethem gibi tacı tahtı atabilmek var. Müşrikler peygamberimize şunu diyordu” sen birçok ilahı, bir ilah mı yapmak istiyorsun? Bir ilah evreni nasıl idare edecek?”
Cemil Meriç “Düşünmeli; düşünceler üzerinde düşünmek. Sonra da o düşüncelerin etkisinden kurtularak tekâmül yolculuğunu sürekli hale getirmek”. Yani okuduğu şeyi Ariflikle okumak, marifet yolculuğunu devam ettirmektir. Öz ağlayınca göz ağlar. Göz ağlayınca semalar ağlar. Firavunun ve avenesine gök ve yer ağlamamıştı, ama Mazlumun ağlamasına gökler titrer. Dendi. Düşünmeyenler nasıl fark edecekler. İşte Kuranı Mübin’deki sıkça geçen siz hiç düşünmüyor mu sununuz sorusunun nedeni bu değil mi? Gizlide açıkta Ariflik hep onunla olmaktır. Ya olduğun gibi görünmek ya da göründüğün gibi olmaktır.
Arif olanlar ancak marifet sahibini tanır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.lerinin iki oğlu vardır. Birisi ayyaş, diğeri sofudur. Her ikisini üçler, yediler ve kırklara kavuşması için bir uçurumun kenarına götürür.  Der ki, haydi oğlum kırkla karışın. Fakat uçmaktan Sofu korkar. Ayyaş olana haydi oğlum kırklara karış der. Tereddüt etmeden uçar karışır. Buna benzer bir olay: Şeyhin oğlu nasıl olduysa içki müptelası. Her zaman meyhanede!  Babasının haberi olur. Meyhaneciye ne kadar içerse içsin, ondan para alma. Ben ödeyeceğim der. O günden sonra oğlu bedava içki içmeye devam eder. Bir gün gelir, Şeyhin oğlu meyhaneciye sorar. Bu içtiğim kadehlerin parasını veren kim? Baskı yapınca söylemek zorunda kalır.  Baban der. Oğlan yaptığı densizliklere üzülür. Babasından af diler. Şeriat yoluna koyulur, sonra tarikatta hayli yol alır. Hz. Mevla” Yaşam gülmeyi, sevgi hak etmeyi, vefa unutmamayı, dostluk sadık kalmayı bilenler içindir. ”demiş. Önemli olan “elestü biRabbiküm” sözüne sadık kalmaktır.
Toplumda, insanlara gâvur imam gibi laflar söyleniyor. Bunun bir anlamı olmalıdır. İmamı Gazali “ ömründe en az bir kere böyle suçlanmayan kimsenin imanından kuşku duyarım” demiştir. İşte gördüklerin arasında veli midir, yoksa deli midir? Dilin kemiği yok iyiye de gider kötüye de! 
Dikkatli söz et!
İslam tarihinde, yaşadığı çağlarda her türlü zulme uğrayan, kötü sözlerin söylendiği büyük âlimleri unutulmasın. Şair ”Al bende benlik kalmasın, kimseler halim bilmesin, Yunus gibi şöyle garip bencileyin” Ya da” hamdım, piştim, yandım. Bu yollarda bunlar yaşanılmadan Arifliğe vasıl olunmaz. Hallacın deyişiyle “yetmiş bin perdeden geçerek ”ben Hakkın sözünü söylerim” dediği halde nadanlar tarafından öldürülmüştür. Anlamak da kolay değildir. Şair “bir arardım haldaştan olsun, Hak yoluna girmiş kardaştan olsun, Hali bir olsun, Kali bir olsun Esrara vakıf sırdaştan olsun. ”demiş. Bir başkası nefsini düzeltirsen âlem düzelir. ”der. Dili gönle inmeyenin sözünde hayır yoktur. Aşkı olmayanın da dini olmaz. Dini olmayanlardan da Ariflik olmaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder