6 Aralık 2018 Perşembe

SEÇME YAZILAR: "Dr. Yurdagül ATUN : KKTC’de büyük tehlike: Maronit açılımı., BAKAN ERSOY'UN ŞİRKETİ ETS'NİN PAZARLADIĞI İŞGAL ALTINDAKİ ADALARDA 19 OTEL VAR., -KKTC MECLİSİNİN ALMASI GEREKEN TARİHİ KARAR VE YENİ STRATEJİMİZ NE OLMALI? Sabahattin İsmail., TEMEL SAĞIROĞLU: KRİZ KEŞKE BU KADAR BASİT OLSAYDI., Ahmet Kılıçaslan Aytar: BUENOS AIRES G20ZİRVESİ VE R. T. E."

KKTC’de büyük tehlike: Maronit açılımı
Dr. Yurdagül ATUN
KKTC Cumhurbaşkanlığından Maronitlerin KKTC’ye dönmesi için gerekenlerin acilen yapılması yönünde bir uyarı geldi bazı dairelere.
Müsteşar Gürdal Hüdaoğlu'nun Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı ve Ekonomi ve Enerji Bakanlığı’na ayrı ayrı iletilen yazısında Gürpınar Karpaşa ve Özhan köylerinin altyapı işleri için toplam 9 milyon 820 bin 891 lira 7 kuruşluk keşif bedeli belirlediği ifadeleri ile arazide yapılan çalışmalar sonucunda söz konusu köyler için altyapı kapsamında keşif raporları ve haritaların hazırlandığı yani kaynağın hazır olduğu belirtiliyor.
Özetle “Cumhurbaşkanlığı'nda 26 Temmuz 2017'de gerçekleştirilen üst düzey toplantıda karara bağlanan ve kamuoyuna duyurulan Maronit Açılımı çerçevesinde Gürpınar Karpaşa ve Özhan köylerinin yerleşime hazır hale getirilmesi için planlanan çalışmaların tamamlanması gerekmektedir. Mali kaynak yaratılmasına imkân sağladığı anlaşılan yeni koşullarda gerekli projelerin ivedilikle tamamlanması büyük önem taşımaktadır” diyor Hüdaoğlu.
Crans-Montana sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Kıbrıs Türk tarafının “ne olur vazgeçmeyin” niyetiyle beyan ettiği bir dizi açılımdan biri bu.
Öyle “aman gelsinler ne olacak ki” sözleriyle geçiştirilmeyecek bir durum bu Maronit açılımı. İyiniyet göstergesi olarak ortaya konan en küçük adımı dahi atmayan Rumlara bir jest olmaktan öteKKTC’nin toprak bütünlüğünün iğfali aynı zamanda.
Buradaki tehlikenin büyüklüğüne ve nedenlerine geçmeden önce Maronitlerin Gürpınar Muhtarı Parteslis Hacıfessas’la birlikte 2012 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu ziyaret ederek köylerine dönme isteklerini dile getirdiklerini Eroğlu’nun ise "Şu anda hemen gelin diyecek pozisyonda değilim bunun değerlendirilmesi lazım" dediğini sonrasında bu konuyu gündeme dahi getirmediğini hatırlatmak gerek.
Eroğlu gitti Rum taleplerinin kutsandığı bir döneme girildi.
Gelelim esas konuya;
Bundan 20 gün kadar önce Güney Kıbrıs’ta Maronitler Rumlar ve Kıbrıs Türkleri arasında bir toplantı gerçekleşiyor. Gürpınar Muhtarı Partelli Hacıfesa bu toplantıda yaptığı konuşmada“Kıbrıslı Türklerin Başsavcılığının kuzeydeki bütün mülklerinin Maronitlere verilebileceğini söylediği bilgisini ilettiklerini” iddia ediyor.
Bu toplantıda ayrıca Gürpınar'daki Maronitlere ait binaların yüzde 20'sinin Kıbrıslı Türklere tapulandığı bu binaların dahi yasal sahiplerine geri verileceğini bugünkü kullanıcılarına ise tazminat ve/veya başka mülk verilebileceği teyidinde bulunulduğu ileri sürülüyor.
Üstelik bu evlerin/binaların bakım ve onarımları ile altyapı çalışmalarının da Türklere ait olacağı!
Öncelikle bunun müzakerelerin en çetrefilli konusu olan “mülkiyet” konusunda Rum tezlerinin kabulü olan bir açıklama olduğunu söyleyelim zira Kıbrıs Türkleri Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı dönemine kadar mülkiyet konusunu hep takas ve tazminat üzerine şekillendirmişler Kıbrıs Türklerini tekrar göç etmeye/yer değiştirmeye zorlayacak her türlü talebi ellerinin tersiyle itmişlerdi.
Bugün “üç-beş Maronit’ten bir şey olmaz” diyenler takas ve tazminatla birlikte “iade”tuzağına düşüleceğini ve bu uygulamanın “emsal” teşkil ederek Kıbrıs Türklerinin ellerini zayıflatacağını ve Kıbrıs Türklerinin yeniden evinden barkından edilmesine kapı açacağını idrak edebilmeli.
Bir başka mühim ve gözden kaçan konu her fırsatta Rum idaresi altında yaşamaktan memnun olduklarını vurgulayan Maronitlerin ne sebepten Türk tarafından yaşama sevdasına düştükleri. Rum Meclisi’ndeki Maronit Temsilcisi Yiannakis Musas bundan birkaç yıl önce Maronit toplumunun belirli bir stratejiye (!) sahip olduğunu ve köylerine dönmenin tek yol olduğunu düşündüğünü belirtmiş ama Maronit toplumun 1960 yılında Kıbrıs Rum tarafına ait olmayı kabul ettiğini Kıbrıs Rum toplumuna ait olmaya devam etmek istediklerini ve bu isteğe saygı duyulması gerektiğini de ifade etmişti!
Adam açıkça söylüyor; Türk tarafında yaşamak istiyoruz ama Rum yönetimi altında!
Maronitlerin Rum Meclisindeki şimdiki temsilcisi Andonis Hacirusos da Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis’e “Maronit Cemaatinin hedefi köylerine mallarına ve kiliselerine geri dönmektir. Vatanın yeniden birleşmesi için belirleyici öneme sahip kritik bir dönemden geçtiğimizin bilincindeyiz. Bu zor çabada Maronitler olarak sizin tarafındayız” dedi ve “Maronitlerin Özhan ve Gürpınar’a derhal yerleşmek ve olası bir siyasi çözümde Rum oluşturucu devletçiğinde olmak istediğini” de konuşmasının sonuna ekledi.
Görüldüğü gibi Maronit açılımı Türk tezlerinin yerle bir edilerek Rum taleplerinin yerine getirilmesi demek. Rum yönetiminde yaşamak isteyen Maronitler Türk tarafına gelerek evlerine yerleştikten sonra sırada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarının adım adım “gerçek sahiplerine” iddiasıyla Rumlara verilmesi var. Peki İngiliz İdaresi döneminde Rumlara verilen Türk toprakları 1950-1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerinin yakılıp yıkılan köyleri Ortega Raporunda yer alan maddi manevi kayıpların tazminatları ne olacak diye soran yok. Türk düşmanlığı atağı geçirenlerin bu durumu görmezden gelmesi normal ancak Kıbrıs Türklerinin bu adada verdikleri varoluş mücadelesini 1950-1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerine yaşatılan zulümleri ve bir alacak verecek davası varsa alacaklı tarafın Türk tarafı olduğunu bilenlerin buna sessiz kalması kabul edilebilir değil. Kıbrıs sorununda Rum tarafını romantize edip bizim tarafı şeytanlaştıran Batı’dan adalet ve lehimize bir davranış bekleyemeyeceğimize göre üzerimizdeki ölü toprağından kurtulmamız muhakeme edebilmemiz kar-zarar hesapları yapabilmemiz Rum’un avukatlığına soyunmak yerine kendi haklarımızı savunmamız gerek hem de acil olarak…
Son olarak Güneyden Kuzeye göçmek isteyen kafası karışık Maronit kardeşlerimize bir hatırlatma; Tamam Rum yönetiminde yaşamak isteyebilirsin de burası Türk yönetimi. Rahmetli Rauf Denktaş’ın son günlerinde söylediği üzere bağımsız bir cumhuriyet üstelik. Size ne vaat edildi bilmiyorum ama hem öyle hem böyle olmuyor. Rum tarafında yaşamaktan memnun değilseniz buyurun gelin ev alın yatırım yapın Türk idaresi altında yaşayın ama “dur k…a yer edeyim sonra sana neler edeyim” yok. Bilmem anlatabildim mi?
Not: Maronitler 9. ve 13. yüzyılda Levant'tan dinsel ve siyasi çatışmalar sebebiyle kaçarak Kıbrıs'a yerleşen Hristiyan Araplar. Maronit açılımıyla 1200 civarında Maronit’in KKTC’ye yerleştirilmesi hedefleniyor. 1200 sayısı -iki kişiden hesap edilirse-600 konutun iadesi anlamına geliyor.
================================
Op. Dr. Aytekin Ertuğrul : Sayın ( E) Oramiral Özden Örnek (E) Dz. K. Komutanı
draertugrul@hotmail.com
Uzun süre tutukluluk ve uzun süre mahkûmiyetle Özden Örnek komutanımızı yan yana getiren olumsuzlukları herkes biliyor. Sizi 1978 Mayısında İskenderun gemisi 2. Komutanı olarak komutan Erdal Baykal ile birlikte beni Çapa’da ziyarete geldiğiniz ve beni sevindirdiğiniz günü bu gün gibi unutmadım hep sakladım. Sizin içinde bulunduğunuz durumun Türk Hukukunda yerini hukukçularımız gösteremiyorlar.
Ben Dz. K. K. lığımza karşı kurulan kumpası çok iyi anlıyorum. Ama olaya karşı gösterilen kayıtsızlığı ve gafleti hayıflanarak anıyorum. Donanma Komutanımız iken sizi ziyarete gelmiştim. O zaman Deniz kuvvetlerimize musallat olan bir kişiden de söz açmıştım. Benim başında bulunduğum İskenderun Deniz Hastanesine de Kumpas kurulmuştu. Biz kumpası yardık. Beraat ettik. Geldim Dz. K. K. lığına. Komutanımız Salim Dervişoğlu idi. Anlattım isim de verdim. Ama bir şey yapmadılar. Size de söyledim ama bir şey yapılmadı. O ortada iken Dz. K. K. lığımıza her türlü olumsuzluğu yapabilir.15 sene uğraştım hep mahkemelerde onun yanında yer aldılar. Hatta sağlık komutanlığı da öyle tavır aldı. Diyebilirim ki benim arkasını bırakmadan takip ettiğim davalar sonucunda TSK lerinden ayrılmak zorunda kaldı. Ama yaptıkları da yanına kar kaldı. Bu hukuk mücadelesi ve davalar sırasında gerek TSK leri mercilerinde ve gerekse sivil adli mercilerde o kadar çok himaye gördü ki anlatılması kabul edilmesi çok zor.
Gelelim 21 Nisan sözcü gazetesine. Barbaros’un torunları isyanda ve diyorsunuz ki: Başımıza bu işleri açanlarla mücadele edeceğim. Geçtiğimiz günler ( 17 Nisan) Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü idi. Köy Enstitülerini kapatarak Türk milletinin Dünya milletleri gibi aydınlanmasını ve onlarla mücadele edebilecek düzeye ulaşmasını önlemek amacıyla bu okulları kapatanlarla Balyoz Ergenekon vs. davaları kurgulayanlar savcılıklarını üstlenenler hepsi ama hepsi aynı insanlardır.
Milletimiz Tarihin en büyük milletidir Bu açık acılardan ve olumsuzluklardan mutlaka geçecek ve Çağdaş uygarlık yoluna eski temellerine dönerek yeniden çıkacaktır
Uzatmayalım sözü bu gün uygulanan hukuk sistemi Cumhuriyetimizin hukuk sistemi değildir. Cumhuriyetimizin hukuk sisteminde askerler askeri suçlardan dolayı Askeri mahkemelerde yargılanabilirlerdi. Bir gece yarısı kanunu(5918 sayılı k. ) ile bu değiştirildi. Ancak zamanın CHP genel başkanı. Sayın Deniz Baykal ve gurup başkan vekilleri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Sayın Hakkı Süha Okay ve Sayın Kemal Anadol kanunu Anayasa Mahkemesine götürdüler. Anayasa Mahkemesi başkanı Sayın Haşim Kılıç dâhil kanunu oy birliği ile iptal etti. ( Anayasa Mahkemesinin 21. Ocak 2010 tarihli 2009/52 esas ve 2010/16 sayılı kararı) Bunun üzerine Anayasamızın 145 maddesine şu fıkra eklendi. ” Devletin güvenliğine Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. ” Bu eklenen fıkra yürürlük için yeterli oyu sağlayamadı referanduma götürüldü. Referandumda %56 oyla kabul edildi. ( referandumda da evet oylarına bazı sandıklarda özel bir ilgi gösterildiği hafızalardadır!!!!!!) Oysa 1982 Anayasası %92 oyla Türk Milleti tarafından onaylanmıştı. Milletimizin %92 oyu ile onaylanan bir Anayasa ilkesi fasulye un şeker ve kömür desteği ile ve hatta biraz da bazı oyunlarla ve müdahalelerle %56 çoğunlukla değiştirildi. Ve Türk ordusuna bu zorla değiştirilen değişiklikle Kumpas kuruldu. Anayasa ihlal edilerek kurulan mahkemelerde yargılama yapıldı. İşin özeti budur. Ayrıca sanık olarak yargılanan kuvvet komutanları ile eski Genelkurmay Başkanımızın Anayasamızın 148. Maddesinin açık hükmüne karşın Anayasamızın 37. Maddesi ihlal edilerek kurulan Özel mahkemelerde yargılanmalarının Anayasayı ihlalden de öte çiğnemek ve ilga etmek gibi daha ağır hukuk ihlalleri olduğu izahtan varestedir. Bu acı günlerin ve haksızlıkların en kısa sürede Türk milletinin azım ve kararı ile sonuçlanacağını ümitle beklemekteyim. Sevil hanım bizi her zaman arayabilir ve istekleri olursa isteklerini bize iletebilir. Eşim ve ben elimizdeki olanaklarla kendisine karınca kadarınca yardım etmekten mutluluk duyarız. Derin saygılarımla ve geçmiş olsun dileklerimle.
Op. Dr. Aytekin Ertuğrul
1983-1990 Dz. K. K. Sağ D. Başkanı
================================
BAKAN ERSOY'UN ŞİRKETİ ETS'NİN PAZARLADIĞI İŞGAL ALTINDAKİ ADALARDA 19 OTEL VAR
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un işgal altındaki Keçi ve Gavdos adalarına kondurulan Yunan otellerini pazarlamasından sonra adalarımızda Yunan oteller zincirinin kurulduğu ortaya çıktı...
Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlardan olan Akdeniz ve Ege denizindeki adaların kime ait olduğuna ilişkin tartışmalar uluslararası alanda tartışılırken Yunanistan"ın emrivaki ile işgal ettiiği adalardaki oteller ve bu otellerden bazılarını Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy'un şirketi ets tur'un pazarlaması ile ilgili tartışmalara hergün bir yenisi ekleniyor.
Konuyu Yeniçağ Gazetesi'ndeki köşesinde gündeme getiren Ahmet Takan bugün olayın başka bir yönüne dikkat çekiyor
Takan "İşgal edilen Türk topraklarında Yunan oteller zinciri..." başlıklı yazısında şunları söylüyor:
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un işgal altındaki Keçi ve Gavdos adalarına kondurulan Yunan otellerini pazarlamasından sonra adalarımızda Yunan oteller zincirinin kurulduğu ortaya çıktı.
Yunan işgali altında olan İzmir Koyun Adası'nda 4 otel Aydın Hurşit Adası'nda 6 otel Aydın Nergizçik Adası'nda 1 otel Aydın Marathi Adası'nda 1 otel Aydın Eşek Adası'nda 2 otel Muğla Keçi Adası'nda 1 otel Antalya Gavdos Adası'nda 4 otel olmak üzere toplam 19 otel İşletmeye açılarak Yunan oteller zinciri kurulmuş.
Peki Tüm bunlar olup biterken "One minit"çiler ne yapmış?. .
Aynı Türk adalannın işgalinde yaptıklan gibi hoş görü içerisinde Yunan'a yol verip kıllarını bile kıpırdatmamışlar!. .
Belki bu oteller de neymiş diye merak edersiniz veya günün birinde Turizm Bakanı Ersoy'un şirketi etstur'un ünlü gemisine atlar bir gezinti yaparsanız diye listeyi sunalım...
Ama unutmayın!. .
Bu otellerde konaklayabilmeniz İçin aynı Binali Yıldırım gibi pasaport İle kendi adalanmıza giriş yapabilirsiniz.
Yunan başka türlü izin vermiyor.
İşte işgal edilen Türk adalannda İşletilen Yunan otelleri;
İzmir Koyun Adası'nda;
Captain Diamantis Mansion Grand Apartment Captain Diamantis Mansion Standard Room Captain Diamantis Mansion Executive Suİte ve Captain Diamantis Mansion Deluxe Room.
Aydın Hurşit Adası'nda;
Nektaria on the Be- ach Studİos Nektaria Studios Rena Eftİchia Rooms&Studios Costareli ve Patras Apartments.
Aydın Nergizçik Adası'nda;
Katsavidis. Aydın Marathi Adası'nda; Pantelis Marathi Island Resort.
Aydın Eşek Adası'nda;
Studİos Ageri ve Island Studİos. Muğla Keçi Adası'nda; H Hotel Pserimos Villas. (Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un şirketi etstur da Yunan H Hotel Pserimos Villas'ı pazarlıyor. )
Antalya Gavdos Adası'nda;
Gavdos Princess Gavdos Studİos Metochi Gavdos ve Manthos Casa. (Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un şirketi etstur da Yunan Gavdos Studİos Otelini pazarlıyor. )
Turizm işletmesi belgeleri kimden?
İşgal edilen Türk topraklarında Yunan küstahlıkları devam ederken Türkiye'de iktidan ve muhalefeti İle siyasiler 3 maymunu oynarken "bunlar nasıl oluyor" sorusu biraz komik kaçacaktır.
Türk adalarını işgal eden üzerinde ağır silahlarla gerçek mermilerle askerî tatbikatlar yapan Türk kara sulannda petrolümüzü çalıp satan Yunan'a ara sıra dümenden söylenmekten öte ne yapılabildi?.
Cevap; Koskocaman bir hiç!. .
Ege'de İşgal edilen Türk topraklannda içler acısı durumu durmadan yılmadan belgeleriyle ortaya döken Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım adalanmızın İşgali döneminde Atilla Koç Ertuğrul Günay Ömer Çelik Yalçın Topçu Mahir Ünal Nabi Avcı Numan Kurtulmuş ve Mehmet Nuri Ersoy'un Turizm Bakanı olarak görev yaptığını hatırlatıp "hâlihazırda işgal altındaki Türk adalannda faaliyet gösteren toplam 19 Yunan oteline Turizm Yatırımı ve Turizm İşletmesi Belgelerini kim verdi?
TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı mı yoksa Yunan Turizm Bakanlığı mı" diye soruyor.
Ümit Yalım bir gerçeği daha gözler önüne seriyor; 'Türkiye Seyahat Acentalan Birliği TÜRSAB'ın başvurusu üzerine İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 29 Mart 2017'debooking.com'un Türkiye'deki faaliyetlerini yasakladı.
Mahkeme karanna göre booking.com Türkiye'de yerleşik otel ve konaklama tesislerini pazarlayamaz ve pazarlanmasına aracılık edemez.
Ancak booking.com şirketi Türkiye'de yerleşik olan Hurşit Adası'nda 6 Nergizçik Adası'nda 1Eşek Adası'nda 2 Keçi Adası'nda 1 ve Gavdos Adası'nda 4 olmak üzere toplam 14 Yunan otelini pazarlıyor ve pazarlanmasına aracılık ediyor. Anayasanın 138. Maddesine göre yürütme organları mahkeme kararlarına uymak zorundadır.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve Turizm Bakanlığı booking.com ile ilgili mahkeme karanna neden uymuyor.
Anılan şirkete neden müdahil olmuyor?
TÜRSAB uyuyor mu?
TÜRSAB mahkemeye verdiği booking.com şirketinin Türkiye'de yerleşik 14 Yunan otelini pazarlamasına neden sessiz kalıyor?"
Şu belgeleriyle ortaya dökülenlerin milyonda biri başka bir ülkede olsa ne bakan ne de hükümet kalır!. .
Böyle başa böyle tarak misali...
Böyle muhalefete böyle iktidar!. .
================================
KKTC MECLİSİNİN ALMASI GEREKEN TARİHİ KARAR VE YENİ STRATEJİMİZ NE OLMALI?
Sabahattin İsmail

- Rum Meclisinin 1964 ve 1967'de aldığı ENOSİS kararlarını iptal etmemesi tam aksi yakın geçmişte 1950 Plebisitinin okullarda kutlanması için Meclis'ten yeni karar çıkarması; bu arada AKELtarafından Kasım 2016'da 1931 isyanının okullarda kutlanmasına ilişkin bir önergenin Meclise vermesi ve bu önergenin hala geri çekilmemesi
Rum Meclisi’nde geçmişte alınan diğer Türklük düşmanı 6 kararın-yasanın iptal edilmemesi
- Kilise'nin Türk düşmanı ırkçı ENOSİS'çi çözüm karşıtı faaliyetlerinin yoğunlaşarak devam etmesi
- ELAM APOEL EOKA Dernekleri vb Türk düşmanı militan örgütlerin ırkçı-saldırgan faaliyetlerine devam etmeleri giderek güçlenmeleri ve Meclis'te de temsil edilmeleri
- Güney'e geçen Türklere saldırıların devam etmesi ve saldırganların cezalandırılmaması;
- Rum okullarında Türk düşmanlığı aşılayan ırkçı eğitim sisteminin ısrarla sürdürülmesi ve Türk düşmanı bireyler yetiştirilmesi; kitapların Türk düşmanlığı aşılayan bölümlerinin temizlenmemesi
- Türk Halkına ve KKTC'ye karşı yaşamın tüm alanlarında uygulanan insanlık dışı ambargoların tecrit politikalarının aşağılama dışlama yok sayma karalama politikalarının- faaliyetlerinin tüm dünyada yoğunlaşarak devam etmesi
- Rum devlet Başkanı Anastasiadis'in Türk Halkını azınlık olarak nitelemesi çoğunluğun azınlığı idare etmesi gerektiğini söylemesi ve bu çerçevede egemen eşitliğimizi devlet yönetimine eşit-etkin katılımımızı dönüşümlü başkanlığı Yunan vatandaşları ve Rumlara tanınacak 4 özgürlüğün Türk vatandaşlarına da tanınmasını ve Türkiye'nin etkin ve fiili garantörlüğünü reddetmesi ve adı federal içeriği ÜNİTER birleşik Kıbrıs isteğini ortaya koyması karşısında yani bir strateji belirlemek zorunlu hale gelmiştir...
YENİ STRATEJİ NE OLMALI?
Geçmişte de defalarca yazdım yine yazmak istiyorum. Yeni stratejinin ne olması konusundaki düşüncelerim şöyledir:
1- KKTC Meclisi geçmişte alınan federasyon kararını iptal etmeli ve yerine bundan sonra çözümün ancak iki eşit-egemen devlet temelinde olacağı yönünde bir karar almalıdır…Akıncı bunu kabul edip saygı gösterirse Meclisin çizeceği bu çerçeve içinde müzakereciliğini sürdürür etmezse Meclis onu müzakerecilik görevinden almalı ve yerine Meclis kararlarına saygı gösterip iki egemen devlete dayalı bir çözümü müzakere edebilecek yeni bir müzakereci atamalıdır…
2- Siyasi partiler bu konuda görüş birliği sağlayamaması veya karar almak için yeterli çoğunluk olmaması halinde görüşmelerin devam edip etmeme konusu halka sorulmalı ve kararı doğrudan halkın vermesi istenmelidir...Meclis bu amaçla bir referandum yasası geçirerek demokratik bir referanduma gitmelidir...Katılımcı demokrasinin gereği olarak Halkın kararına-iradesine herkes saygı göstermelidir göstermek zorundadır...Kararı Halk vereceği için kimse birbirini "çözüm karşıtlığı" ile suçlayamayacaktır. .
3- Halk "görüşmeler devam etsin" derse bu kez ucu açık olmayan ve kırmızı çizgilerimizi ortaya koyan takvimli bir müzakere süreci şart olmalıdır. .
4- Bu müzakere sürecinde ise Kıbrıs Türk Halkının 1963’den gelen tazminat hakları mutlaka masaya getirilmeli ve bundan asla taviz verilmemelidir. . Öngörülen takvim içinde de eşit-egemenlik temelinde Türkiye'nin garantörlüğünde bir anlaşma olmaması halinde artık görüşmelerin noktalandığı Dünyaya ilan edilmelidir.
5- Halk görüşmeler bitsin ve "KKTC ile yola devam edilsin" derse KKTC yeniden yapılanarak Kosova modelinde olduğu gibi TANINMA istemelidir. Bu amaçla tanınmayı engelleyen BMkararlarının kaldırılması için yoğun girişim yapılmalıdır.
6- Yeniden yapılanma çerçevesinde ise devlet küçültülmelidir. Bu bağlamda Başkanlık sistemine geçilmeli bakanlık belediye daire memur sayısı azaltılmalı geniş çaplı özelleştirmeler-Özerkleştirmeler yapılmalı üretim ekonomisine geçilmeli eğitim ve sağlık tam gün olmalı eğitim üretime yönelik olmalı küçük ama etkin bürokrasisi azaltılmış süratli çalışan bir devlet yaratılmalıdır...Siyasi partiler yasası seçim yasası sendikalar yasası belediyeler yasası yeniden yapılanmaya uygun şekilde değiştirilmelidir. .
7- TANINMA çabalarının sonuçsuz kalması halinde KKTC Dünyada birçok örneği bulunan Dışişleri ve savunmada Türkiye'ye bağlı diğer konularda bağımsız Özerk devlet statüsüne geçmelidir...( Rahmetli Bülent Ecevit'in her zaman savunduğu statü). .
8- Bu çerçevede Türkiye ile savunma işbirliği anlaşması imzalanmalı Türkiye'ye 1 hava 1 denizbir kara üssü verilmeli Türk askeri bu üslere konuşlanarak yerleşim yerlerinden çekilmeli GKKteknolojik kapasitesi yüksek profesyonel bir ordu haline getirilmeli askerlik süresi kısaltılmalı ülkedeki hayat normalleşmelidir...
9- Arzu ederlerse Güney'deki komşu Rum devleti ile ekonomi ortak çevre sorunları polisiye olaylar sağlık turizm su elektrik iletişim ulaşım vb konularda iki devletin eşit-egemenliği temelinde işbirliğine açık olunmalıdır...
10- Rum tarafının doğalgaz faaliyetlerine son vermemesi halinde (ki öyle görünmektedir) O zaman KKTC MEB alanları için açılan ihale çerçevesinde TPAO mutlaka sondajlara başlamalıdır…
================================
TEMEL SAĞIROĞLU: KRİZ KEŞKE BU KADAR BASİT OLSAYDI
Yiğidin türküsü Kuru soğan 5 lira
Fakirin pirzolası Patates 4 lira
Elektrik doğal gaz faturaları ıspanaklı kol böreği…
Her gün 10 bin esnaf kepenk kapatıyor.
İşsizlik son 25 yılın zirvesinde…
Eğer içinde bulunduğumuz ekonomik krizin bu kadarla sınırlı kalacağını sanıyorsanız;
Özür dilerim ama çok vahim bir şekilde yanılıyorsunuz demektir.
Keşke ama keşke bu kadar olsaydı da hepimiz öpüp başımıza koysaydık.
Bunlar yemek öncesi aperatif meze dahi değil. Ana yemek arkadan geliyor.
Bakın neler olacak:
AKP iktidara geldiğinde125 milyar dolar borcumuz vardı. Bu tutarın 23 Milyar doları IMF e olan borcumuzdu.
Dünya liderimizin deyimiyle Bu borcu Amerikalı George vermişti ve ivedilikle de ödenmeliydi.
Ödendi de…
Agop dan 348 Milyar dolar daha borç alınarak George ye olan 23 Milyar dolarlık borcumuz ödendi.
Bu gün itibarıyla Agop’a olan borcumuz 450 Milyar dolar.
Yani arkamızdan 23 lük George indi onun yerine 450 lik Agop bindi.
Bu ne demek:
Agop dan bu borcu % 2 faizle aldık ve üçer aylık dönemlerde anapara+faiz şeklinde geri ödüyoruz.
Bu borcun 3 aylık faiz tutarı 2 Milyar 250 milyon dolar.
Ana para ile birlikte her 3 ayda ödememiz gereken tutar ise 15 Milyar dolar.
Nasıl ödenecek:
Elbette ki Reisin ikamet ettigi sarayın masrafları kısıtlanmayacak.
Dünya liderimizin Milyar dolarlık uçan sarayı da hangarda bekletilmeyecek. Milletvekili ve Bakanlar da herhangi fedakarlıkta bulunmayacak. Suriyelilere yapılan yardımlar kesilmeyecek. Kredibilitesi sıfira düşmüş olan Türkiyeye Agop veya diğer tefeci kurumlar da yeni bir kredi vermeyecek.
İki yol var:
1- Halk ödeyecek
2- Teminat olarak verilen tüm kamu kurumları yabancıların kuracağı bir konsorsiyum ile Agopun eline geçecek.
Kırk katır mı?
Kırk satır mı?
Maalesef 17 yıldır bu ülkeyi tek başına; Dediğim dedik / Çaldığım düdük şekilde yöneten AKPiktidarı ile geldiğimiz nokta budur.
Söylemeye dilim varmıyor:
Yanılmayı diliyorum. Keşke yanılsam ama görünen odur ki 2019 bir çok acı ve bir çok felaketin yaşanacağı bir yıl olacak.
Türk Lirası Rus Manatından bile değersiz duruma gelecek.
Enflasyon nostalji yaparak bizleri eski günlere götürecek.
Birden fazla Banka iflas bayrağını çekecek.
Vergiler ve cezalar lanet halkası gibi halkın boynuna geçirilecek.
İşsizlik ve zamlar dayanılmaz boyutlara ulaşacak.
Belediyeler maaş bile ödeyemez duruma düşecek.
Özür dilerim.
Bu kara tabloyu çizdiğim için sizlerden çok özür diliyorum.
Yanılmayı ise her şeyden fazla istiyorum.
VER MEHTERİ AKP SEÇMENİ ARKADAŞIM
BU TABLOYA SENİN KATKIN UNUTULMAZ
Sevgilerimle
https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/12/02/kriz-keske-bu-kadar-basit-olsaydi/
================================
Ahmet Kılıçaslan Aytar: BUENOS AIRES G20ZİRVESİ VE R. T. E
Arjantin/ Buenos Aires’te düzenlenen G20 Liderler Zirvesi uluslararası ilişkilerin çok zorlu olduğu bir dönemde yapıldı.
ABD Başkanı Trump Küresel Liberal Sistemi;
Tekellerin ve mali sermayenin egemenliğinin kurulması için sermaye ihracının bolca yapıldığı
Dünyanın uluslararası tröstler arasında paylaşıldığı tüm toprakların en büyük kapitalist güçler arasında bölüşümünün tamamlandığı bir durumdan
Yeni bir emperyalist çağa geçirmenin kararlılığındaydı…
*
Amerikalıların çıkarlarına hizmet etmeyen ama çıkarlarını azami düzeyde tutmak için ABD’nin imkanlarını araçsallaştıran
Gelişmiş ve istikrarlı ülkeler ile emperyal küreselleşmeyle henüz bütünleşmemiş istikrarsız devletlerin
ABD ekonomisine yeniden yatırım yapmasını sağlamak üzere
ABD’yi uluslararası ticaret anlaşmalarından geri çekiyor eski düzeni belirleyen hükümetlerarası yapıları tasfiye ediyordu.
*
Başta Çin ekonomik büyümesi ve askeri gelişimiyle uluslararası politikanın güçlü bir oyuncusu olmuştu.
Ya da Çin yükselirken ABD’nin düşüşte olduğu bir süreçten geçiliyordu…
İki ülke de birbirleriyle çatışan stratejik zorunluluklara sahiptiler.
Bir başka perspektifte ABD Çin’e Güney Çin Denizi’nde bir askeri saldırıya geçmek yerine Ticaret Savaşı açmış
Ticaret savaşını giderek küresel boyutta genişletirken dünyaya yeni bir ayar çekiyordu…
*
Başkan Trump üstelik kollektif eylemlere karşı muhalefetiyle iklim tehdidine karşı koymak için giderek artan acil uyarılara karşı çıkıyor
Ama iklim değişikliği konusundaki muğlak duruş çeşitli ihtilaflara neden oluyordu.
*
Aynı zamanda Rusya- Ukrayna krizi ve Suudi Arabistan ile ilişkileri kuşatan gerginlikler
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Trump’a karşı bir Avrupa cephesi oluşturma girişimleri
Ortadoğu ve Doğu Akdeniz sorunları ve daha nicesi uluslararası ilişkileri zorluyordu…
*
Buenos Aires G20 Zirvesi bu çerçevede Başkan Trump’ın “Önce Amerika” ilkesi doğrultusunda bir zaferiyle başladı.
Trump Kanada Başbakanı J. Trudeau ve Meksika Devlet Başkanı E. Pena Nieto ile birlikte
Kuzey Amerika serbest ticaret anlaşması NAFTA yerine geçecek yaklaşık 1.2 dolarlık ticareti ilgilendiren ABD-Meksika-Kanada Anlaşmasının (USMCA) imzaladı.
Yine de G20′ de yapılacak zorlu görüşmeler daha başka yol gösterici temel ilkelere ihtiyaç gösteriyordu…
*
Trump zirveden önce ithal otomobillere daha fazla gümrük vergisi uygulayabileceğini ima etti.
Bu Çin ile ticaret savaşının genişlemesi çok taraflılık ve serbest ticaret için daha büyük zorlukların oluşması anlamındaydı.
Küresel farklılıkların kısıtlanıp kısıtlanamayacağı ve bunun G20 zirvesinin sonunda ortak bildiride yer alıp almayacağı endişesi oluştu.
Gözler Trump’ın Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile yapacağı görüşmeye çevrildi.
*
Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping zirve konuşmasında
Küresel ekonomide çeşitli risklerin hızla geliştiğini
Teknolojik devrim ve yeni sanayi dönüşümünün köklü değişimleri tetiklediğine zenginlik uçurumunun sosyal çelişkileri derinleştirdiğine işaret etti.
Dünya ekonomisinin bir başka tarihsel tercihle karşı karşıya olduğunu vurguladı…
*
Açıklık ve işbirliğine bağlı kalınması ve çok taraflı ticaret sisteminin desteklenmesi
Güçlü bir ortaklık kurularak makro politika koordinasyonunun geliştirilmesi
Yeniliğe bağlı kalmanın ve büyüme için yeni bir ivmenin oluşturulması
Kapsayıcı küresel gelişmenin teşvik edilmesi için kazan-kazan işbirliği yapılması ilkelerine bağlılığın esas alınmasını istedi…
*
Nihayet ABD ve Çin mali piyasaları sarsan dünya ekonomik büyümesini tehdit eden ticaret anlaşmazlıklarında 90 günlük bir ateşkese ulaştı….
Her iki taraf mevcut tarifeleri daha da yükseltmeden ve diğer ürünlere yeni tarifeler getirmeden ticaret kısıtlayıcı önlemlerin artmasını engellemeye karar verdi.
Karşılıklı saygı eşitlik ve yarar temelinde meseleleri ele almak için derhal çaba göstermeyi kabul ettiler…
Beyaz Saray Çin’in Amerika’nın büyük ticaret açığını azaltmaya yönelik çok önemli miktarda tarım enerji sanayi ve diğer ürünleri satın almayı kabul ettiğini açıkladı.
Şimdi iki ülkenin Pekin’in teknoloji politikaları üzerindeki farklılıklarını çözmek için 90 günü bulunuyor.
Aksi taktirde ABD’deki gümrük vergisi artışı Çin’de 200 milyar dolarlık ithalatta etkili olacaktır…
*
Böylece Başkan Trump USMCA anlaşmasından sonra müzakere taktiklerinde ikinci bir zafer daha kazandı.
Çin’e verdiği önemli ekonomik imtiyazlar karşılığında ABD’ nin önemli önceliklerine dair Çin taahhüdünü güvence altına aldı…
O sırada Çin’in bölgesel hegemonyasıyla mücadelede ortak bir amaç geliştirmek için Japon Başbakanı S. Abe ve Hindistan Başbakanı N. Modi’le de görüştü…
*
Trump Zirve’de Rusya-Ukrayna krizi bahanesiyle Devlet Başkanı V. Putin ile yapacağı görüşmeyi iptal etti.
Aslında Moskova’da bir gökdelen inşa etmek üzere Trump adına müzakere ettiğini kabul eden eski avukatı Michael Cohen’in
Trump’ın Rusya ile kapsamlı belgeli ilişkilere sahip olduğu ve Amerikan halkına yalan söylediği ithamından dolayı
Bir çok sorunu birlikte çözmesi gereken Putin ile görüşmeden kaçındı barış için bir fırsatı yok saydı.
*
Buenos Aires G20 Zirvesi çok taraflılığı yüzyılın yaşam çizgisi olarak savunur gibi bir intiba yarattı.
Ama esasen ABD’ nin bir çok konuda ve küresel boyutta dünyaya yeni bir ayar verme ısrarını sürdürdüğünü gösterdi.
*
Nitekim 31 maddeden oluşan ve ağırlıklı olarak uluslararası ekonomik düzene vurgu yapılan Zirve Sonuç Bildirge’sinde;
Kurallara bağlı bir uluslararası düzene
ABD’nin itirazlarına rağmen Paris İklim Anlaşması’nın aynen uygulanmasına
Dünya Ticaret Örgütü’nün reforme edilmesine vurgu yapıldı…
*
Suriye ve Doğu Akdeniz bölgesinin jeopolitiği birlikte anıldığı şu sırada Erdoğan’da G20Zirvesi’nde binbir yoldan ABD Başkanı Trump ile görüşmeyi başardı.
Erdoğan Suriye’deki askeri varlığını;
Suudi Arabistan ve BAE gibi Sünni Arap bloğu ile yakınlaşmak:
İŞİD ve İran milisleri ve güçlerine karşı terörle mücadele etmek :
Fransa ve İngiltere ile birlikte Kuzey Suriye’ye oluşturulan koridorda hidrokarbon kaynaklarını uluslararası firmaları üzerinden Suriye’de merkez hükümete bağlı Kürt tabanı üzerinden uluslararası hukuk garantisinde bir şirketler devleti oluşturmak:
Suriye’nin yeniden inşasından pay almak çabasını sürdürmek:
İsrail hava kuvvetlerini engelleyen Rus füzelerine karşı savunmacı bir duruş sergilemek:
Gerektiğinde Suriye ile ilgili kararlarda Rusya’nın önderliğini reddetmek
Doğu Akdeniz hidrokarbonları bölgesine nezaret görevinde olmak nedenleriyle tutan Başkan Trump’tan;
*
Türkiye’nin Mümbiç’i terörden temizlemesi icazetini istedi ve Halbank konusunda Türkiye lehine bir karar ile Fethullah Gülen’in Türkiye’ye verilmesini talep etti.
Başkan Trump bu konularda Erdoğan’a asla meşruiyet tanımayan havasındaydı ve sadece bir kez daha dinledi.
Çünkü Erdoğan görüşmeden sonra “Ümidimi kaybetmek istemiyorum” dedi…
Uçan Sarayı’na bindi ve Paraguay’a uçtu sonra ver elini Venezuella!…
3.12.2018
https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/12/02/buenos-aires-g20-zirvesi-ve-r-t-e-ahmet-kilicaslan-aytar/

16 Kasım 2018 Cuma

Baba-oğul (Soroslar) (Ergün Diler), 2) Mars’ta hayat var mı? (Bekir Hazar)-Referans, sunum ve gönderen: Ahmet Doğan ŞİMŞEK "GÜNLERDİR saydığım aktörler var. Maalesef Türkiye'de bunlara bakan pek yok! Nedenini bilmiyorum. Ama garip.... Neyse... Önemli isimlerden devam edelim. Edelim ki anlayalım..."

Baba-oğul (Soroslar) (Ergün Diler), 2) Mars’ta hayat var mı? (Bekir Hazar)-Referans, sunum ve gönderen: Ahmet Doğan ŞİMŞEK
TAKDİM
Aşağıdaki iki yazının yazarlarının yazılarını, doğrudan yazıların altındaki orijinal kısa yollarından okursanız.
Her iki yazarında yazılarının altında son yazıları ve daha eski yazılarına da ulaşabilirsiniz.
Not: Eski Milli İstihbarat terörle mücadele bölüm başkanı olan Mehmet Eymur. MİT'den alınıp Şeker fabrikaları genel Müdürlüğüne atandığında. Korumalarınında elinden alınması ile öldürüleceğini anladığından yurt dışına çıkmak mecburiyetinde kalmıştı. Bu yüzden ABD'ye gitmeyi tercih etti ve ABD de Türkçe olarak atin.org sitesini kurup ülkemiz yönetimi hakkında halkımıza bazı açıklamalarda yaptı. http://www.atin.org/d.asp O sitesinde yaptığı açıklamalardan birinde, Türkiye basınında MİT'e bağlı çalışan kayıtlı köşe yazarlarının sayı ve adedini açıklamış ve yanılmıyor isem, ayrıca kayıtlı olmadan parça başı çalıştırılanlardan da da sayı vermeden bahis etmişti. Benim yazılarını gönderdiğim yazarlar hakkında her hangi bir kesin bilgim yok. Ama basındaki MİT mensuplarının sayısında azalma olmayacağına dair inancım var. Ahmet Doğan Şimşek
Baba-oğul
(Ergün Diler)

GÜNLERDİR saydığım aktörler var. Maalesef Türkiye'de bunlara bakan pek yok! Nedenini bilmiyorum.
Ama garip....
Neyse...
Önemli isimlerden devam edelim.
Edelim ki anlayalım...
Açık Toplum Enstitüsü Başkan Yardımcısı Alexander Soros, ABD Savunma Bakanı Mattis'le sürekli bir araya gelir. Bu da haliyle başta İNGİLTERE olmak üzere bazı oyuncuların canını sıkar.
Normaldir. Zaten Londra bundan tedirgin olduğunu saklamıyor. Bazı dengeleri anlamak için Açık Toplum Vakfı'nın gücüne bakmak yeterli.
Bugüne kadar 400'ün üzerinde sokak eylemleri gerçekleştiren ve 12 darbe girişiminde önemli rol oynayan Açık Toplum Vakfı, artık Pentagon'un emrinde.
Sıkıntının kaynağı ROTA değişikliği... Bu kadar da değil elbette.
Alexander Soros, Pentagon'un finans operasyonlarında da ana kumanda merkezini yönetecek. Yönetiyor da...
Kumanda onda yani... George Soros, çok akıllı biriydi ve gücü de çok iyi kullandı.
Alexander Soros, babasından da akıllı ve gücü daha etkin kullanan biri. Babası da ona tüm imkanlarını sundu. Şimdi parayla silahın evlilik yolunda olduğu döneme giriyoruz.
2019'daki bu evliliğin ciddi sonuçları olacak.
Öncelikli olarak paranın gücü silahtan daha etkilidir.
Silah insanları korkutur, para ise sessizleştirir. O nedenle parayı da akıllı kullanan bir Pentagon, özellikle Ortadoğu'daki trilyonlarca doları yönetecek. Yönetmek niyetinde... Tabii planın en önemli boyutu bu. Bunun karşısında birkaç aile var.
İngiltere'de, Fransa'da, Çin'de ve Almanya'daki önemli aileler, Pentagon'la yürümek istemiyor. KAVGA DA BU ZATEN!
Burada da Alexander Soros, devreye giriyor.
Çünkü bu ailelerin yıllarca nasıl parayı yönettiklerini iyi bilen Alexander Soros, gerekli adımları atarak paranın gücünü Pentagon'la evlendirmek istiyor. Şu anda Soros, Körfez ülkeleri üzerinde çalışıyor. Jim Mattis'le yaptığı tüm görüşmelerde, Körfez'i merkeze koyuyor. Çünkü Körfez'i yöneten güç Akdeniz'i de Avrupa'yı da yönetecek.
Çünkü hazırlanan tüm raporlar bunu doğruluyor.
Bugün Körfez ülkelerinin merkez bankalarında, toplam 2.9 trilyon dolar nakit var. Bu ülkelerin doğalgaz ve petrol rezervinin değeri 88 trilyon doları aşıyor.
Dolayısıyla Körfez çok önemli. Körfez ülkeleri de Avrupa ve ABD'nin hedefinde. Şimdi Pentagon'un, askeri anlamda içine çekmek istediği Körfez ülkelerine Avrupa'dan da teklif var.
Ancak şu unutulmamalı...
Avrupa, ABD kadar tehditkar olamaz. Çünkü bugün Almanya, ABD ile sorunlar yaşarken, askerinin olmaması nedeniyle Washington'dan korkuyor.
Almanya, Avrupa için çok önemli. Almanya'nın Körfez ülkeleriyle temas kurduğu her yıl, Washington'dan tokat yedi.
Alman markalarına kesilen cezalar, Almanya'nın Körfez atağı sonucu oldu.
Eğer Almanya bu konuda ısrarcı olsaydı, bedelini öderdi. Hatta Almanya Başbakanı Merkel'in siyaseti bırakmasının merkezinde bile Pentagon var.
Çünkü Merkel, Amerikan sistemine karşı çıkmaya başladı. Alman Gizli Servisi'ndeki değişiklikler, ABD'ye daha doğrusu CIA'e bir operasyondu. Bugün BND'de, CIA'in yüzde 20 güç kaybının nedeni Merkel'in ciddi atağıydı. Ancak nasıl bir tehdit oldu bilinmez Merkel bir daha arkasına bakmadan kenara çekilmek zorunda kaldı. İlginç!
Pentagon, Almanya-Fransaİngiltere üçlüsünün bir araya gelmesini engelliyor. Bu üç ülkenin bir arada olması gerçekten de çok zor.. Ancak Fransa-Türkiye-Almanya ve Rusya bir araya geldi.
İstanbul'daki buluşma, ABD'ye karşı atılan bir adımdı.
Bu adım Londra'yı rahatsız etse de karşı adım atamadı.
Merkel'in gitmeden ABD'ye karşı son hamlesiydi İstanbul buluşması. Körfez'de en etkili ülkelerden biri de kuşkusuz Türkiye. Bu nedenle Türkiye ile işbirliği yapan Fransa ve Almanya, ABD'yi tedirgin ediyor. Erdoğan'ın liderliğinde AİLENİN de yani ROTHSCHILDLER'in desteğiyle BOĞAZ fotoğrafı verildi. Washington'a "Biz olmadan buralarda olamazsın.
AKDENİZ'den sizi sileriz..." mesajı net olarak iletildi...
Bu fotoğrafa, bilmesek de görmesek de PENTAGON'dan hamleler geldi. Gecikmeden hem de... Fransa'da, Rusya'da ve Almanya'da birçok siyasi liderin korumaları artırıldı.
Bu durum 3 ülkede Pentagon tehdidi olarak algılandı.
Fransa'da veya Almanya'da, bir siyasi suikastın sonuçları hep ağır olur.. Mutlaka bir bedel ödetilir ki, bu da her ülkede hissedilen artçılar yaşatır. Macron'a SUİKAST HAZIRLIĞINDAKİ 6 kişinin yakalanmasını böyle okumak gerekir!
Yazıya AÇIK TOPLUM VAKFI ile başladık. Dengeleri yine onun üzerinden göstererek bitirelim...
Açık Toplum Vakfı'nın Fransa, Almanya ve Türkiye'de ne kadar etkili olduğunu bilmeyen yok.
Soros'un rota değiştirdiğini anlamak için Rusya'nın yani Putin'in Açık Toplum Vakıfları'na karşı ne zaman operasyon yaptığına bakmak önemli... Belki hatırlayanlar olacaktır, rota değişikliği olduğu zaman SOROS Putin için "IŞİD'den daha tehlikeli" demişti! Putin'in operasyonuyla birlikte, Soros bağlı olduğu Londra'yı terk etti.
Putin, Soros hayranıydı.
Ona çok değer verirdi.
Birden neden bu ilişki savaşa dönüştü. SOROS, ROTHSCHILDLER'den koptu, PENTAGON'a geçti. Silah ve paranın sihirbazları, PARANIN sahipleriyle kapışıyor... Her iki taraf da "TÜRKİYE'SİZ OLAMAYACAĞINI BİLEREK" KAVGA EDİYOR... Durum bu! Bu gerilimin TÜRKİYE içinde de yansımaları olacaktır. Yakında işaretler çoğalır! Dikkatle izleyelim...https://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2018/11/15/baba-ogul
***
Mars’ta hayat var mı? (Bekir Hazar)
AKDENİZ doğalgaz savaşı tüm hızıyla sürüyor. Kıyısı olmayan 7 düvelden savaş gemileri dahi gelip burnumuzun dibine demir atıyor.
Herkes eller tetikte bekliyor. Peki sadece Akdeniz mi? Hayır... Tüm uzmanlar 10 yıl içinde büyük rezervlere sahip Ege ve Karadeniz'de de petrol-doğalgaz kavgasının patlak vereceğini söylüyor. ABD savaş gemileri sürekli uluslararası anlaşmaların tanıdığı sürelerin dışına çıkarak boşuna Karadeniz'de volta atmıyor. Rusya Kırım'ı işgal ederek boşuna Karadeniz'de kıyısı olan bir ülke haline gelmiyor.
İtalya bile ülkesinde düzenlenen Libya konferansında gizli ajanda yürütüyor.
Libya ve Mısır'ın darbeci liderlerini gizlice konferansta ağırlayarak "Akdeniz'in gizli kahramanları" ilan ediyor. Bu gündem dışı gizli ajanda nedeniyle Türkiye masayı devirip, konferansı terk ediyor. Türkiyesiz konferansta karar alınamıyor, görüşmeler fos çıkıyor. İtalya borç batağında... Kamu borçları 2.5 trilyon dolara dayandı. Sadece Avrupa Merkez Bankası'na 350 milyar dolar borcu var. Ülkede işsizlik diz boyu, sokaklarda çöp dağları taşıyor. Batma noktasındaki ülkede alınan ekonomik kararlara AB rest çekiyor, üç haftalık süre tanıyarak ültimatom veriyor. İtalyan hükümeti süre dolarken "Hodri meydan" çekiyor. Borç dağlarının Pizza kulesi gibi yan yattığı İtalya bu nedenle Sisi ve Libya'da Amerika'nın desteklediği darbeciyi özel gündemle ağırlıyor, demokrasi düşmanı katilleri "GİZLİ KAHRAMAN" ilan edecek kadar ileriye gidiyor. İçinde bulunduğu çıkmazı ve içler acısı manzarayı dışa vuruyor. Mısır'ın Akdeniz kıyılarında bulunan doğalgazından ve Libya petrollerinden "Acaba bize de üç kuruş düşer mi" diye yalakalık yaparak darbecileri kahramanlaştırıyor, alçalıyor, yerlerde sürünüyor. Borç batakları devletleri aşağılık durumlara soksa da bu kimsenin umurunda olmuyor. Dünyada yeni dengeler, saflaşmalar, kutuplaşmalar alıp başını gidiyor. "Rusya Kırım'ı işgal etti, Karadeniz'e indi işte." diye tek cümleye sığdırılmış bir anlamla olaylara bakarsak kargaları bile güldürürüz. Bir işgal bile tüm dünyada dengeleri yerle bir edebiliyor. Kırım işgali dönüyor, ABD-Avrupa savaşı çıkarıyor. Avrupa Komisyonu'nun başkanı Jean-Claude Juncker iki yıl önce "AB'nin değerlerini savunma konusunda ciddi olduğunu Rusya'ya gösterebilmesi için bir Avrupa ordusu oluşturulması şart" diyor. Kırım işgaliyle birlikte Avrupa Ordusu için start veriliyor. AB'ye üye 23 ülke geçtiğimiz yıl Avrupa Ordusu için anlaşma imzalıyor. İlk etapta 6 MİLYAR DOLARLIK bir fon oluşturuyor. ABD "Ben varım, NATO var. Kendi ordularınıza para harcayacağınıza NATO'ya daha fazla para verin" diyerek şiddetle karşı çıkıyor.
Macron "ABD'den bağımsız Avrupa ordusunu kurmazsak güvenliğimiz tehlikede" diyor. Trump "Biz Avrupa'ya girmeden önce Paris sokaklarında Alman askerleri geziyordu, Almanca öğreniyordunuz" diye aşağılıyor.
Hakaretler havada uçuşuyor, bir tek küfür etmedikleri kalıyor. Asker sayısı 170 bine düşmüş Almanya da "Avrupa Ordusu mutlaka kurulmalı" çağrısı yapıyor.
Putin kıs kıs gülüyor, "Ben de Avrupa Ordusu'nu destekliyorum" diyerek kıtadan NATO'nun defedilmesi adına avuç ovuşturuyor. Almanya el altından Ordu'yu kurmak için gizli çalışmalar yapıyor. Romanya'nın 81'nci mekanize tugayı ile Çek Cumhuriyeti'nin 4'ncü Hızlı İntikal Tugayı, Alman ordusunun 10'ncu Zırhlı Tümeni'nin parçası olmayı kabul ediyor. Hollanda'nın iki tugayı Alman Hızlı Müdahale Tümenine bağlanıyor. Üç ülke Alman Ordusu'na entegre ediliyor. Bu fakir son birkaç senedir "NATO dağılacak, yeni bir NATO gelecek" diye boşuna söylemiyor. NATO Genel Sekreteri önceki gün "Türkiye olmadan ne ordusu kurarsanız kurun işe yaramaz" diyerek bizi kapının kilidi gösteriyor. Avrupa Ordusu çalışmalarına Türkiye sopası ile darbe vurmaya çalışıyor. Etrafımızda ve dünyada acayip şeyler oluyor. Türkiye'nin masadaki önemi her geçen gün şiddetlenerek artıyor.
Böyle bir ortamda bizim muhalefetin bu konularda ne bir vizyonu ne de tek bir söylemi, düşüncesi gözükmüyor. Onlarda sadece ve sadece ellerine tutuşturulan "Erdoğan'ı nasıl indiririz" projesi var.
Başka hiçbir şey yok... Sıfır.. Sanki dünyada değiller... Mars'talar diyeceğim ama...
Orada da hayat yok ki!https://www.takvim.com.tr/yazarlar/bekirhazar/2018/11/15/marsta-hayat-var-mi

2 Kasım 2018 Cuma

Yunanistan’ın Ege ve Kıbrıs siyaseti değişiyor "Prof. Dr. ATA ATUN) - Yunanistan Başbakanı AleksisÇipras’ın. Dışişleri bakanı Kocias’ın istifasından sonra Ege adaları, Balkanlar, Türkiye ve Kıbrıs'a ilişkin konulardan sorunlu tek yetkili haline gelmesi Yunanistan’ın Ege ve Kıbrıs konusunda yeni bir strateji uygulayacağının habercisi gibi.

Yunanistan’ın Ege ve Kıbrıs siyaseti değişiyor 
Prof. Dr. ATA ATUN (*)
Yunanistan Başbakanı AleksisÇipras’ın. Dışişleri bakanı Kocias’ın istifasından sonra Ege adaları, Balkanlar, Türkiye ve Kıbrıs'a ilişkin konulardan sorunlu tek yetkili haline gelmesi Yunanistan’ın Ege ve Kıbrıs konusunda yeni bir strateji uygulayacağının habercisi gibi.
Konuyu biraz açalım; Dönemin Yunan hükümeti, Birleşmiş Milletlerin yayınladığı 1982 III. Deniz Hukuku Sözleşmesini 31 Mayıs 1995 tarihinde kısa adı Vouli olan Yunan Meclisinde onaylatmasından sonra Ege’de12 mil Karasuyu hakkını hukuki olarak kullanmaya yetkili hale geldi.Yunan Meclisinin bu kararına karşılık olarak dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükümetikonuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) taşıdı ve 8 Haziran 1995 tarihindeiçeriğinde “Savaş nedeni” manasına gelen “casus belli” imasının da yer aldığı bir bildiriyayınladı.
Yunan hükümetinin, Yunan adalarının karasularını 6 milden 12 mile çıkarmak istemesine karşılık olarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin TBMM’ye sunduğu ve alkışlarla kabul edilen Türk bildirisi, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 mile çıkartması halinde an itibari ile o gün iktidarda bulunan Türkiye Cumhuriyeti hükümetine her türlü askeri tedbiri almayı ve buna ilaveten Yunanistan’a karşı savaş açmak dahil her türlü yetkiyi veriyor.(Bakınız https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_b_sd.birlesim_baslangic?p4=692&p5=t&page1=1&page2=2)
TBMM’nin bu bildirisinden sonra YunanistanIII. Deniz Hukuku Sözleşmesi ile sahibi olduğu 12 mil karasuyu hakkını saklı tutmayı tercih edip, uygulamaya koymazken,Ege’de teamül hukuku oluşturma yolunda zaman kazanmayı ve de uluslararası politikada da son sözün kendisinde olduğu imajını yaratmak yolunu seçti.
Ege konusunda süren itilafın kesin olarak çözülmesi konusunda ilk barışçıl ve kesin siyasi adımı 1997 yılında, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman ile Yunanistan Başbakanı KostasSimitis attı. ABD Dışişleri Bakanı Madlene Albright’in ev sahipliğinde Madrid’de yapılan toplantı sonrasında yayınlanan resmi bildiride, Yunanistan, Ege’de statükoyu değiştirecek tek taraflı eylemler yapmamayı, Türkiye de kuvvet kullanmamayı kabul etti. (Bakınız http://www.turkishgreek.org/kuetuephane/item/29-madrid-declaration-joint-communique-on-greek-turkish-relations-july-8th-1997)
Karasuları üzerindeki egemenlik hakları sadece denizde değil, karasuları üzerindeki hava sahasını ve bu suların deniz yatağı ile toprak altını da kapsaması nedeni ile basit dostluk gösterileriyle, birlikte kahveiçmeyle veya uzo yudumlamayla çözülecek bir sorun değil bu konu aslında.
Türkiye’nin, Yunan adalarının karasularının 12 mile çıkmasını kabul etmesi demek, Yunanistan’ın izni olmadan hiçbir Türk hava ve deniz taşıtının Ege denizinden veya Ege hava sahasından geçme hakkı olmayacak demek.
Gelelim esas konuya; Yunanistan Başbakanı Çipras geçtiğimiz gün Dışişleri Bakanlığında düzenlediği toplantıda karasularının genişletilmesi planı ve Türkiye ile ilişkileri ele aldı. Bu toplantıda alınan karara göre, geçen ayın ortalarında Dışişleri bakanlığı görevinden istifa eden NikosKocias’ın, bakanlığı döneminde Mora ve Girit arasındaki Antikithira adası ve iki diğer bölgede Yunanistan karasularının 6 milden 12 mile çıkarılması yönünde hazırlattığı kararnamenin durdurulması ve yasa tasarısı olarak Yunan Meclisine gönderilmesi kararlaştırıldı. Buna ilaveten de Balkanlar, Türkiye ve Kıbrıs'a ilişkin konuların da doğrudan Başbakan AleksisÇipras'a bağlı olması kararı alındı.
Yunanistan Başbakanı Çipras’ın, Ege’deki Yunan adalarının karasularının 6 milden 12 mile çıkarılması ile ilgili TBMM’nin 1995 tarihli Bildirisine ve 1997 tarihli Madrid Mutabakatına rağmen eski Dışişleri Bakanı Koçias’ın karasularının genişletilmesine ilişkin kararnamesini durdurarak, yasa tasarısı olarak meclise getirmek ve Yunan Meclisinde mevcut siyasi partilerinde konuya taraf olarak tartışılmasını istemesi, Yunanistan’ın Türkiye ve Türkiye ile ilgili konularda yeni bir dış politika uygulayacağı sinyallerini veriyor. Özellikle Doğu Akdeniz’de İsrail’in doğalgaz çıkarmaya başlamış olması ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile KKTC ile Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgeleri içinde doğalgaz araştırmasının ve çıkarımının başlayacak olması ve bu nedenle yaşanabilecek siyasi, ekonomik ve askeri krizler belli ki Yunanistan’ı harekete geçirmiş durumda…
(*) Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
e-mail: ataatun@gmail.com (Kişisel) , ataatun@csu.edu.tr (Akademik)
http://www.ataatun.org
Facebook: AtaAtun1

13 Ekim 2018 Cumartesi

BU İHANETİN İNTİKAMI HALÂ ALINMADI!.. “Kozmik Oda’ya girildikten sonra devletimizin yurtdışındaki yabancı istihbarat servisleri ile terör örgütlerine yerleştirdiği (sızdırdığı) 813 yurtsever görevlimizin tamamına yakını şehit edildi...”


Sabahattin Önkibar
KOZMİK ODA İHANETİ
(Aydınlık Gazetesi, 16.6.2018)
Önceki Genelkurmay Başkanlarımızdan Orgeneral İlker Başbuğ’un bu ifşası duymazdan gelindi:
- “Kozmik Oda’ya girildikten sonra devletimizin yurtdışındaki yabancı istihbarat servisleri ile terör örgütlerine yerleştirdiği (sızdırdığı) 813 yurtsever görevlimizin tamamına yakını şehit edildi...” 
Evet, Türkiye kamuoyu bu dehşet ifade ve hakikati, birileri şahsen zarar görmesin diye gündem bile yapamadı.
Kuşkusuz o ihanetin figüranları FETÖ’cü kopillerdi...
Ancak sormak isterim, sorumluluk sadece onlarda mı?
FETÖ’cü savcılar Kozmik Oda’ya girmek isterken, dönemin Genelkurmay Başkanı olan İlker Başbuğ’un siyasi otoriteyi arayıp, “Ne olur bunları oraya sokmayalım” yakarışına aldırmayanların hiç günahı yok mudur?
ÖNEMLİ NOT: Suruç’ta meydana gelen menfur olay kafamı karıştırdı. Dilerim bir senaryonun ilk sahnesi değildir...
ONLARIN FETÖ’DEN NE FARKI VAR?
Kadirisi, Melanisi, Halvetisi.
Tillocusu, Cerrahisi, Haznevisi.
Menzilcisi, Süleymancısı, İsmailağacısı!
Hakikatçısı, Erenköycüsü, Işıkçısı.
Ve tabi ki Said Nursici Risale-i Nur grupları.
Velhasıl 30’un üstünde genel ve yüzlerce lokal islami cemaat, bugün devlete sızmış durumda ki, pek çok bakanlıkta bazı cemaatlerin egemenliği defalarca haber oldu.
Peki bu cemaatlerin FETÖ’den farkı nedir?
Efendim FETÖ terör örgütü diyebilirsiniz, vallahi doğrudur.
Ancak...
AKP’lilere göre FETÖ ne zamandan beri terör örgütü sorusu önemlidir.
Cevap; Fetullah müritlerinin AKP iktidarına karşı yaptığı malum 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonundan sonrasıdır!
Eğer FETÖ’cüler AKP’lilere o operasyonları yapmasaydı, bugün onlar terörist değil, yukarıdaki cemaatler gibi olacak ve AKP ile daha önce olduğu gibi beraber yürüyeceklerdi.
Öyle çünkü bakın 17 Aralık yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra bile Fehmi Koru iktidar tarafından arabulucu olarak Pensilvanya’ya gönderilmişti.
Eğer teröristbaşı Fetullah arabuluculuğu kabul etseydi, AKP, FETÖ ile hiçbir şey olmamış gibi yola devam edecekti.
Bu örnekten hareketle AKP iktidarının yukarıdaki cemaatlere aynı zaviyeden baktığı aşikardır.
Kendine destek olurlarsa- ki malum bu seçim öncesi bile pek çoğu açıktan oy taahhüdünde bulundu- bütün cemaatler baştacıdır.
Oysa hepimiz biliyoruz, bugün AKP’ye destek olan o cemaatlerin tamamı olmasa da pek çoğu dış bağlantılıdır. CIA ile MOSSAD dün FETÖ’yü kullandığı gibi yarın onları pekala kullanabilir, zira benzer yapılardır. Realite bu iken iktidarın bu hadiseye devlet-i ebed müddet için değil de, iktidar-ı ebed müddet için baktığı ortadadır.
TAYYİP, OHAL, SEÇİM BEYANNAMESİ
Partilerin seçim beyannameleri millete verdikleri sözlerdir.
Öyleyken bakın Tayyip ne yapıyor?
AKP’nin seçim beyannamesinde OHAL’in kaldırılması asla söz konusu değil, tersine onu kutsuyor.
Fakat Tayyip Erdoğan şimdi o beyannamenin tam aksine şu sözü ediyor:
- “Seçimden sonra OHAL’i kaldıracağız.”
Düşünün daha bir ay önce bizzat kendinin onayladığı taahhütnameyi paramparça ediyor.
Söyleyin partisinin beyannamesini bile seçim olmadan ters-yüz eden biri için ne demek gerekiyor?
Ayrıca madem OHAL’i kaldıracaksın, neden seçimden önce değil de sonra?

14 Eylül 2018 Cuma

Oyunlar Kıbrıs üzerine "Prof. Dr. Ata ATUN" & Haydi Kıbrıs; Bütün Eller Havaya! "Hüseyin MÜMTAZ " (TURKISHFORUM-Ulusal Haber Gazetesi-Ulusal Ajans)

Oyunlar Kıbrıs üzerine
Prof. Dr. ATA ATUN
Latince güzel bir dil.
Roma İmparatorluğunun ve tüm Avrupa’nın bir dönem dinsel, devlet, hukuk ve yazım dili olarak Latinceyi kullanmış olması boşuna değil. Neredeyse tüm Batı Avrupa dillerinin atası Latince.

Uluslararası İlişkilerde benim en çok hoşuma giden tanımlama “Divide et impera” cümlesi. “Böl ve Yönet” manasında. Romalılardan kalan bir yönetim tarzı mirası. Daha beş yaşında iken bu terimi rahmetlik babamdan duymuştum. Babam bazen “İngiliz Kıbrıs adasını rahatlıkla yönetmek için ‘Böl ve yönet’ sistemini kullanıyor. Osmanlı bunu hiç yapmamıştı, azınlıkları birbirine hiç düşürerek menfaat sağlamak yoluna hiç gitmemişti” derdi.
Çocuk kafam bu cümlede bir hinlik olduğunu seziyordu ama tam olarak babamın ne demek istediğini pek anlayamıyordum. Babamın bahsettiği azınlıklardan bir tanesinin komşumuz Rumlar, diğerinin de biz Türkler olduğunu hiç anlayamamıştım belirli bir yaşa gelinceye kadar.

Benim favorim olan “Divide et impera” cümlesindeki sihirli kelime “impera”.
“İmpera” Yönetmek manasında.
“İmperatore”, Yönetici veya Komutan manasında.
“İmperiosis” ise Emperyalist veya Yayılmacı manasında.
Her üç kelime de günümüzde halen yoğun bir şekilde kullanılıyor, özellikle de “Kıbrıs adasının egemenliği” konusunda güncel durumda ve uygulamada.
Türk milleti olarak yaşadığımız son ekonomik krizin Türkiye’den toprak koparmak amaçlı olduğunu algılıyorum içten içten. Koparılmak istenen toprakların arasında Kıbrıs adası da var.

İçine itildiğimiz kriz sanki de yapay.  
Türk Lirasının düşmesi ile birlikte Kıbrıs’ta aramızda bulunan Rumların, Avrupa Birliğinin ve ABD’nin paralı görevlileri, siz buna “ajanları” da diyebilirsiniz, hemen organize olup “Tek çözüm Rumlarla birleşip Federasyon kurmak ve AB’ye katılmak”  yaygarasına başladılar. Bazı köşe yazarları ve yazılı basın ile onlarca internet sitesi de bu yaygaraya hemen çanak tutmaya başladı. Aralarında “daha çok çalışalım, daha çok üretelim, halkın sırtına yapışmış ve haksız yere maaş çeken sülükleri söküp atalım” diyeni yok maalesef.  

Grekofiller ve AB kuyrukçuları için gün doğdu gerçekten.
Kıbrıs adasının 1878 yılında Osmanlı Devleti tarafından İngilizlere kiralanmasından beri yanımızda olan ve her sıkıntımızda bize destek vermiş olan, özgürlüğümüzü, egemenliğimizi ve devletimizi borçlu olduğumuz Türkiye’mizi ve KKTC’yi alabildiğince kötülemeye, Rumları ve AB’yi de yüceltmeye başladılar.

Oynanan oyun bana göre açık ve net.
Nihai hedef, Kıbrıs adasının kuzey topraklarından Türkiye’yi söküp atmak, garantileri kaldırmak, Türk Silahlı Kuvvetlerini gerisin geriye Türkiye’ye göndermek ve adanın tümü üzerinde Protokol 10’u uygulayarak Kıbrıs adasının tümünü AB topraklarına katmak (İmperiosis). Ada çevresindeki doğalgaz’ın ve petrolün tüm kullanım haklarını Güney Kıbrıs Rum Yönetimine (GKRY) bıraktırarak doğalgaz ve petrol üzerinde yönetici (imperatore) olmak.

Bu nihai sonuca ulaşmak için atılacak ilk adım ise “divide et impera” yani “Kıbrıslı Türkleri böl ve yönet” uygulaması.
Bu hedef doğrultusunda, içinde bulunduğumuz yapay ekonomik kriz bahane edilerek Kıbrıslı Türklerin beyinlerine ve kalplerine uzun yıllardır yaratmaya çalıştıkları “Türkiye düşmanlığı”nı iyice yerleştirmek ve Kıbrıslı Türkleri, “Rumlarla Federasyon kurmak isteyenler, AB’ye katılmak isteyenler, Türkiye’yi istemeyenler ve Türkiye’yi isteyenler olarak en az dört parçaya bölmek ve parçalamak için çalışmalar başlatılmış durumda.

Aramızdaki Grekofiller ve AB ile ABD sempatizanları (ajanları) dört elle göreve sarıldılar ve Kıbrıslı Türkleri bölmek uygulamasını başlattılar. Bölme aşaması tamamlandıktan ve kamplar belli olduktan sonrası çok daha kolay olacak. Para uğruna her işi yapmaya hazır olan kişiler devreye sokularak KKTC’de planlı bir kaos yaratılacak ve kaostan çıkış olarak da GKRY egemenliğinin KKTC topraklarını kapsaması yani Rumların egemenliğini kabul etmek ve AB’ye katılım gösterilecek….
Yıllardır devlerle aşık atıyoruz. Yolumuz uzun ve işimiz zor. Allah yardımcımız olsun…

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN
Dekan, Kıbrıs İlim Üniversitesi
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
e-mail: ata@ataatun.com veya  ataatun@gmail.com
http://www.ataatun.org 
Facebook: AtaAtun1


HAYDİ KIBRIS; BÜTÜN ELLER HAVAYA
Hüseyin MÜMTAZ
İsmi lâzım değil, KKTC geçmişini hatırlatıp reklâmını yapmaya lüzum da yok; malûm terzi çırağı/yamağı Lefkoşa’da restoranda yemek yerken bir partinin genel başkanı yanına giderek “Sosyal medyadan küfrettiğin KKTC’de ne işin var?” diyerek tepki göstermiş.
Çünkü terzi çırağı/yamağı geçmişte “başına gelenlerden sonra” artık “işgal bölgesine” Rum tarafından gireceğini paylaşmıştı “terbiyeli” bir dille “hesabında”.
Polis hemen müdahil olmuş, sözlü saldırıda bulunan zanlılar hakkında “rahatsızlık, itale-i lisan ve uygunsuz tavır hareket suçlarından dava getirilmiş”.
Yanlış yazmadım… “Dava getirilmesi/okunması” kavramı ve kalın harflerle yazılan bölüm KKTC’de halen geçerli olan hukuk dilidir.
Neyse… Ertesi iki gün Lefkoşa’da başka olaylar oldu.
Hayvan Üreticileri ve Yetiştiricileri Birliği hükümetin almış olduğu yüksek zamlara karşı Tarım Bakanlığı önünde traktörler ve eşeklerle protesto gösterisi gerçekleştirdi. Polis ile karşı karşıya gelen eylemciler “bakanlık binasının kapısını kırarak” binaya girdi.
Bir sonraki gün de üreticiler yine, hükümetten yapılan zamları geri çekmesini talep ederken, bir eylemci, “traktörle” bakanlık binasına girmeye çalıştı. Çıkan arbedede bir polis yaralandı.
Ama göstericilere “dava getirilmedi”.
Demek terzi çırağı/yamağı konusu, Tarım Bakanından, bakanlığın kapısının kırılmasından daha önemli ve hassasmış!

Theresa May’in, Prens’in önünde reverans yaparken Necdet Özel’i kıskandıran figürlerine ve Afrika’da sergilemeye çalıştığı karikatür dansına bakmayın, başı iyice belâda.
Konu Brexit. Mesele İrlanda sınırı.
AB, İngiltere ile yürüttüğü Brexit müzakerelerinde “İrlanda sınırı” işinin öncelikle halledilmesini istiyor. Ve görüşmeler bu yüzden deyim yerindeyse çıkmaza girmiş durumda.
Nedir “İrlanda sınırı”?
“Eskiden”, Kuzey İrlanda, Serbest İrlanda ve İngiltere hepsi AB üyesiydi, sınırlarda giriş-çıkışlar problem değildi.
Ama İngiltere Brexit sonrası AB’den ayrılınca; AB üyesi Serbest İrlanda ile üye olmayan İngiltere sınırı kapanacak da Kuzey İrlanda/İrlanda sınırı ne olacak?
Geliyoruz işin bizi ilgilendiren kısmına… Bilene benden bir fincan sâde Con kahvesi…
AB; üye olan İrlanda, olmayan Kuzey İrlanda sınırını mesele ediyor da…
Aynı AB; üyesi olmayan KKTC ile üyesi olan Rum kesimi arasında 2004’den beri serbest olan sınır geçişlerine neden çıt çıkarmıyor?

İki gündür KKTC’de tek derdimiz ne biliyor musunuz?
Askerî kantinler…
“Dolar” Türkiye’yi bir vurunca; İngiltere sömürgesi olmadığı halde Sterlin kullanan “bağımsız” KKTC’yi beş vurdu. Fiyatlar aldı başını gitti. Her markette her şeyin etiketi değişik.
Marketçiler aranan suçluyu hemen buldu, “askerî kantinler”. Çok ucuzmuş. Topu topu on askeri kantin yüzlerce marketin satışını engelliyormuş.
“Eskiden” o kantinler “sadece mutlu azınlığa” hizmet ettikleri düşüncesiyle eleştirildikleri için alınan bir karar gereği belli ölçülerde sivil/yerli halkın da kullanımına açılmışlardı.
Şimdi o kantinler “çok suçlu”…

Yazıyı her hafta sonu Türkiye’den gelen türkücü/şarkıcıların sahneye çıktıklarında ilk söyledikleri o meşhur slogan ile bitirelim;
“Elleri göreyim elleri… Haydi Kıbrıs!”…6 Eylül 2018

19 Ağustos 2018 Pazar

Avukat "Prof. Dr." NURULLAH AYDIN: 1. MESELE DOLAR ARTIŞI DEĞİL ARKADAŞ, 2. HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAYANLAR, YAŞATANLAR, 3. MEDYA SİLAHI İLE YÖNLENDİRMEK, 4. KİŞİLİKLER VE YAŞAM ANLAYIŞLARI...

Nurullah AYDIN
13 Ağustos 2018-ANKARA
MESELE DOLAR ARTIŞI DEĞİL ARKADAŞ
Deliğe süpürülme zamanı gelenlerde panik. Gizli açık "ne istedilerse verdik" diyenlerin feryadı. "Ortak değil miyiz, ne dedinizse yapmadık mı" diyorlar.
Ortadoğu ülkelerinde rejim ve yönetim değişiminde terör örgütlerinin üssü destekleyicisi görevi verilen BOP eş başkanları sıkışmış durumda. Onlar ki; milyarlarca dolar servetlerini İsviçre bankalarında, Katar'da, Malezya'da Sudan'da güvence altına aldılar. Onlar ki; ülkenin yeraltı ve yerüstü servetlerini, bankalarını özelleştirme adıyla devrettiler. Haberleşme ağını, elektrik sistemlerini, limanların işletimini yabancılara devrettiler. İslam ülkelerindeki terör örgütlerini eğittiler, tedavi ettiler, lojistik destek sağladılar, yüzbinlerce insanın katliamına, şehirlerin yakılıp yıkılmasına neden oldular. Kukla olarak görev yapanlar, efendilerinin kendilerine sahip çıkacaklarını umuyorlardı. Oysa efendileri için elverişli kullanıma açık bu ucube tipler kullanım süreleri bittiğinde zamanı geldiğinde deliğe süpürülür. Geçmişte de öyle oldu, başka ülkelerde de öyle oldu, şimdi de öyle oldu. Neden şaşırıyorsunuz ki!
Ekonomik plan hazır. Patronları biata zorlama, dize getirme ve karşıt olan şirketlere el koyma tiyatrosudur. Dolar şarlatanlığının perde arkasını bilmek gerekir.
15 Temmuz askeri darbe senaryosu; asker ve sivil bürokraside, üniversitelerde tasfiye etme ve ele geçirme operasyonu için planlandı ve uygulandı. Strateji danışmanları Rus stratejistleriydi.
15 Temmuz'dan bir gün sonra bir ay için önceden tasfiyesine karar verilen yargı mensupları, emniyet mensupları, akademisyenler, memurlar topluca darbeci diye tasfiye edildiler. Fetöcü olan olmayan muhalifler, biat etmeyenler için listeler çok önceden hazırlanmıştı.
Medyayı da aynı şekilde ele geçirmişlerdi. Star gazete ve TV ile Uzan'la başladılar. Karamehmetlerden akşam Show Tv alarak, Aydın Doğan'ın Hürriyetle, doğan grubu TV ve gazetelerini yandaşlarına sattırmak suretiyle medya ayağı tamamlandı.
Merkez bankasının 490 ton altının 460 tonu neden ve niçin İngiltere’ye gönderildi. Borç karşılığında mı verildi? Mecburen IMF ile stand-boy anlaşmaları yapılacaktır. Maalesef Merkez Bankası döviz rezervleri sıfıra doğru gitmektedir.
Şimdi ise dev büyük şirketler. Yandaşlar zaten uzun zamandır dolar biriktiriyordu. Biat etmeyenleri dolar tehdidi altında hizaya getirme ve kendilerine bağlama operasyonu için düğmeye basıldı. Düşman her zaman olduğu gibi batı ve ABD. Son altı ay’da yüklü miktarda döviz alan firma ve şahıslar kim? Oysa gemicikler, tankerler çalışıyor. Dolar bazlı şirket ortaklıkları artıyor. Hepsi aynı tiyatroyu halka inandırmak için çaba içinde. Bu kadar.
Sosyal yardımlaşma fonundan hak etmeden yandaşa dağıtılan milyarlar.
Vatanlarına devletlerine ihanet eden Suriyeli hainlere aktarılan kaynaklarımız.
İŞ-Kur adı altında günde bir saat çalışanlara ödenen ücretler yemekler şatafatlı açılışlar etkinlikler saymakla bitmez heba ettiler.
Garip gürabanın alın terini emeğini sömüren alçak ve şerefsizler pişkinlikle sırıtıyorlar.
Sinsice alçakça gizlenen gerçekler
İktidarıyla muhalefetiyle hainler gerçekleri halktan gizliyorlar.
Geçmişte bir şeyi olmayanlar yol konut köprü yapımlarıyla servetlerine servet katarken, gemiciklere sahip olan petrol taşımacılığı tekeli alırken, yeni sermaye sınıfı oluşturulurken, ele geçirilen medya ile herşey tersyüz ediliyor. Bütün partilerin eski-yeni milletvekillerini, üst düzey bürokratları, yüksek yargı mensupları, generalleri, profesörleri sağlanan olağanüstü maaşlar yan ödemeler ile egemen soyguncu çete esir aldı, sindirdiler susturdular. Halkın gazını alıyorlar. Partilere liderlerine kadrolarına bakın. Üst düzey bürokrasiye atananlara dikkat edin onuncu sınıf lekeli suç işlemiş tipler. Ne kadar lekeli özürlü fırıldak tipler varsa ortalıkta dolaşıyorlar.
Bankaları yabancılara verdiler. Sanayi kuruluşlarını, elektrik sistem ağını, haberleşme ağını, limanları, yabancılara devrettiler. Devlet olarak neyin kaldı elinde..
Birer kukla görevi yapanlar ahkam kesmede, yalan söylemede ustalar.
Kandırılan aldatılan paranoid şizofren ruh hastalarının elinde bölgenin ve dünyanın en saygın ülkelerinden Türkiye alay konusu olmaya devam ediyor.
Bu ihanetler karşılıksız kalmayacaktır.

Günün Sözü; Haksızlıkla elde edilenler, birgün gelir insanın şerefeni saygınlığını yokeder.
Nurullah AYDIN
31 Temmuz 2018-ANKARA
HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAYANLAR, YAŞATANLAR
Toplumda; kırgınlar, dargınlar, küskünler artıyor. İnandığın güvendiğin çok yakınında olanlarca arkadan hançerlenirsin.
Adaletli olduğuna inandığın insanlardan beklemediğin adaletsizlik görürsün.
Haklı olduğuna bildiğin halde haksızlığa maruz kalırsın.
Samimi arkadaşınızın bir hareket sizi incitebilir ve üzebilir.
Öğretmeniniz yaptığınız ödevi beğenmemiştir ve sizi sınıftaki arkadaşlarınızın önünde azarlayabilir.
Anneniz, babanız veya kardeşleriniz sizin yapılmasını beğenmediğiniz bir hareketi size yapabilirler ve sizin kalbinizi kırabilirler.
Bu şekilde ki olayları istediğiniz kadar artırabilirsiniz…
Size yanlış yapanlara kızarsınız. Belki siz de onlara aynı hareketi yapmak istersiniz.
Ama en azından kalbinizde ki kırgınlık sebebiyle onlara darılır, küsersiniz.
Var mı böyle kendisine küstüğünüz insanlar?
Onları görünce kendilerine selam vermiyor, konuşmuyor musunuz?
Peki, bu şekilde davranışınız ne kadar sürecektir, hiç düşündünüz mü?
Belki onlar, ellerinde olmadan size böyle bir söz söylemiş veya böyle bir harekette bulunmuşlardır? Ne biliyorsunuz?
Veya onlar yaptıkları şeyin sizin iyiliğinize olacağını zannetmişlerdir ama siz o harekete kırılmışsınızdır, olamaz mı yani? O halde…
Güzel iki düşüncenin ters hareketleri
Bir hikaye:
Bir yolcu atı ile birlikte yolculuk yaparken, su içebileceği, elini yüzünü yıkayabileceği ve bir müddet oturup dinlenebileceği bir subaşına gelir.
Atını bağlayacağı, terden ıslanan elbiselerini kurutabileceği bir askılık yer arar, fakat bulmaz. Kendi kendine;
“Burası, niçin bir yolcunu ihtiyaçları için hazırlanmamış, acaba?” diye düşünür.
Hemen yakında ki bir ağaçtan ucu çatallı bir dal keser, diğer ucunu sivrilterek onu bir kazık haline getirir ve subaşında uygun bir yere çakar.
“Gelen geçen yolcular buraya hayvanlarını bağlasınlar” der ve biraz dinlendikten sonra oradan ayrılır.
Aradan bir müddet zaman geçer. Aynı subaşına bu sefer bir başka yolcu gelir. Su içmek için suyun kaynağına yönelmişken, bir evvelki yolcunun çaktığı kazığı görmez. Ayağı kazığa takılır ve düşer.
Yere düşünce canı yanan adam;
“Bu kazığı da buraya kim çakmış? Ben düştüm ama başkaları da düşebilir” diye düşünerek kazığı oradan söker ve uzak bir yere atar.
Gördünüz mü sevgili okuyucular,
Her iki yolcu da iyi ve güzel duygularla birbirlerine ters iki hareket yaptılar.
Biri oraya kazık çaktı, diğeri de onu oradan sökerek attı.
Her iki insan da böyle güzel düşüncelerinden ve düşüncelerini uyguladıklarından dolayı tebrike ve takdire layık değiller midir?
Dargın kalma süresi
Biz de bize yapılan hareketlerin görünen yüzünü incelediğimiz kadar görünmeyen yüzünü yani bu söz ve hareketin ne amaçla yapılmış olabileceğini düşünmemiz gerekmez mi?
Biz üzen şeylerin mutlaka bir iyi niyet taşıyan yönünü bulabiliriz. O zaman da o insana karşı dargın kalmamızın manasız olmaz mı?
Kaldı ki biz belki kardeşiz, belki komşu, akraba veya arkadaşız. Ölümlüyüz. Aynı vatan da yaşıyoruz. Sevinçlerimiz, üzüntülerimiz çoğu zaman aynı sebeplere dayanmaktadır.
O halde uzun süre dargın durmamız aramızda aşılması zor engeller çıkarabilir ve bizler birbirimizden ayrıldığımız için millet olarak gücümüz zayıflar. Bu da düşmanlarımızın işine gelmez mi?
Üç günden fazla küs durulması doğru değildir. Bu aradığımız ölçüdür.
Siz de öyle yapın.
Kendisine küs olduğunuz insanlara üç günden fazla küsmeyin ve barışın.
Barışmak için ilk hareketi yapanın da değerinin çok yüksek olduğunu bilin.
Adaletli olun. Haydi, göreyim sizi…
GÜNÜN SÖZÜ: Gönülleri kazan ki, fazla zarar görmeyesin
Nurullah AYDIN
23 Temmuz 2018-ANKARA
MEDYA SİLAHI İLE YÖNLENDİRMEK
Türkiye medya silahı ile beyinler uyuşturulmaya, zihinler kilitlenmeye, gerçek dışı olanların gerçekmiş gibi bilinmesine son sürat zemin hazırlamaya devam ediyor. Sahipleri farklı görünüyor, ama hepsi aynı havuzun parçası. Aynı merkezden yayın politikalarını belirliyorlar. Aynı manşetler aynı benzer yorumlar.. Birilerini övmek karşıt olanları ise eleştirmek başkaca bir yayın amaçları yok. Yazılı ve görsel medya ile kitlelerin algılamalarında değişim dönüşüm oluşturulmaya devam ediliyor. Yandaş, candaş, yoldaş medya; kitlelerin bilinçlenmesinde başroldedir.
Medya, kitlelerin zihninde oluşturduğu imajla; haini kahraman, kahramanı hain gösterebiliyor. İslam’ın esasına göre hareket etmeyeni İslamcı lider diye gösterebiliyor. Katliamı yapanların kimliklerini veya yerlerini değiştirebiliyor. Fotomontajla yıllar öncesinin fotosunu güncel bir olayda kullanabiliyor.
Dünya, yeniden eli kanlı demokrasi havarilerinin kana susamışlığını yaşıyor. Örgütlüyorlar, silahlandırıp yönetime başkaldırtıyor sonrada halka zulmediyorsun diye ölüm kusuyorlar.
Avrupalı emperyalistler tarihten bugüne kanla beslenen elleri beyinleri kanlı olanlardır.
Milyonlarca insanı öldürenler ne yazık ki insan hakları, özgürlük, demokrasi sakızını çiğniyorlar ve çiğnetiyorlar. Akıl hocalığını kendilerinde hak olarak görebiliyorlar.
Kitleler; çoğu kez yaşanılan toplumsal, siyasal sürecin arka planını anlamakta zorlanır. Yaşanılanlar tarih olduktan sonraysa yapılacak bir şey kalmaz. Geçmişi kitaplardan okuyup belleğine eksiksiz kazıyan insanoğlu yaşananların nedenlerini ve olası sonuçlarını algılamakta nedense aynı feraseti gösteremez.
Emperyalizm; Ortadoğu coğrafyasında başlattığı değişim dönüşüm operasyonunun başarılı sonuç vermesini arzulamaktadır.
Medya ilizyonuyla topluma şırıngaladığı psiko-kültürel narkozun etkisinin operasyon tamamlanıncaya kadar geçmemesini istemektedir. Ortadoğu halklarının feraset testinden sınıfta kalıp kalmayacağı verilen narkozun etkisinden kurtulup kurtulamamasına bağlı görülüyor.
Ortadoğu ülkelerinin tabi tutulduğu değişim-dönüşüm operasyonu sürüyor. Ulus devlet niteliğinin çözülmesi, siyasi coğrafyanın küçülmesi, millet bilincinin dağıtılıp etnik ve mezhepsel kompartımanlara bölünme, geleceğe yönelik ortak hedeflerden vazgeçilerek özgür ülkenin yurttaşlığından amaçsız sürüye dönüşümün tamamlanması.
Kaderini ve geleceğini belirleme iradesini kaybetmiş, emperyal sistemin verdiği rolü itirazsız benimseme psikolojisinin yönetimden başlayarak tüm halkı etkisi altına alması için adeta toplu hipnoz seansı yapılmış gibidir.
Tarih bize; devletlerin güç katsayısının sahip bulundukları ekonomileri olduğunu göstermektedir. Ekonomik olarak komşularından üstün olanın siyasal, askeri gücünün de yüksek olması doğaldır. Ekonomik üstünlüğü sağlayıp çekim merkezi olan, diğerlerinin ekonomik gelişmesini engelleyip kendisine rakip olmalarının da önünü kesmektedir.
Milli dirençle karşılaşmadan sonuçlandıracak psiko-kültürel tasfiye programı uygulanıyor. Halkın derin bilinçaltında yaşattığı kolektif duyarlılığını köreltip, milli kimliğe, kültüre dönüşüp harmanlanan din algısının yok edilmesini bu nedenle zorunlu görmektedirler.
Var olan rejimlerin tasfiyesiyle, ekonominin, siyasetin, devletin denge kurumlarının, kısacası sistemin baştan aşağı emperyalizmin arzuları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi operasyonunu, halkın stratejik olarak algılayamadığı görülmektedir.
Türkiye; tarih boyunca mazlumun mağdurun zayıfın yanında yer almıştır. Ne yazık ki; şimdi ise koltukları ikballeri için zalimin güçlün kanlı olanların yanında el pençe duruyorlar. Hıristiyan katliamına sinerek susuyorlar. Susanlar hala kendilerini Müslüman gösteriyorlar.
İslamcı tarikat, cemaat ve partileri; dünyevi zevklerle sarhoş ederek kendilerini köle yapan, Hıristiyan batılı kanlı güçler, Müslüman dünyasını kan, gözyaşı, şiddet sarmalına soktular.
ABD-İngiltere, kendine bağımlı işbirlikçi yönetimler oluşturmaktadır.
Kendilerini lider sanan gafiller ise; liderlik ödüllerini Hıristiyanlardan alırken giydikleri papaz elbiseleriyle, din iman yalanlarıyla halkı kandırmaya devam ediyorlar.
Sömürgeci, soykırımcı eli kanlı demokrasi havarileri yalan üzerine kurulu demokrasiinsan hakları özgürlük refah söylemleri ile halkaları kendi çıkarlarına göre yeniden düzenlemeye köleleştirme yöntemlerinde değişime ve dönüşüme devam ediyorlar.
Unutulmamalıdır ki; lider yapılırken de linç edilirken de medya başroldedir.
Günün SözÜ: Sömürüye ve baskıya karşı olmayanların köleleşmesi kaçınılmazdır.
Nurullah AYDIN
17 Temmuz 2018-ANKARA
KİŞİLİKLER VE YAŞAM ANLAYIŞLARI
Rollerini iyi oynayan kazanıyor, etkili ve yetkili olabiliyor. Nasıl mI?
Her insanda ve her kesim de yeni bir slogan var. Değiştim, değişiyoruz, yenileniyoruz. Gerçekten öyle mi? Yoksa insanlık tarihi boyunca insanda var olan zaman zaman öne çıkan veya bırakılan tekrarlanan kısır dönüye dayalı düşünce ve davranış hali mi?
Yeni dünya düzeni, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de; anlayışları, ilişkileri, yaşam biçimlerini, ideolojileri, din algısını değiştirirken, internet ağı ile mesafeler kalkmış, dünyanın hemen her coğrafyasındaki insanlar birbirleri ile haberleşme ağı ile içiçe geçmiştir.
Yeni dünya düzeni hazırlayanların belki de tahmin ettiklerinden öte değişim ve dönüşüm insanlığı sarmalıyor. İnsan ve olgular doğal değişim ve dönüşüm yerine mutosyona uğruyor. Bu da insanlardaki istek arzı talep benzeşmesini de beraberinde getiriyor.
Kuşkusuz bu benzeşme; yeni insan tiplerini de şekillendiriyor.
Bu tipler;
Yönetici tipi, İş adamı tipi, Aydın tipi, Gazeteci tipi, Siyasetçi tipi, hakim tipi, savcı tipi, Asker tipi, Diplomat tipi, Akademisyen tipi,İstihbaratçı tipi, Milletvekili tipi ortaya çıkmıştır.
Bu yeni tiplerde;
Sırnaşıklık, Yalakalık, İlkesizlik, Kuralsızlık, Tecrübesizlik, Fikirsizlik, Münafıklık, Fesatlık, İspiyonculuk, Keyfilik, Hukuk tanımazlık, İstismarcılık, Yeteneksizlik, Beceriksizlik, Açgözlülük, Adaletsizlik, Haksızlık, Abartılık, Yalancılık, Acımasızlık, Yandaşlık, Candaşlık, Yağcılık, Particilik, Döneklik, Grupçuluk, ortak özelliktir
Zoru yaşamak istemedin mi, kolay yoldan, çalışmadan para kazanayım, zevk sefa içinde yasayayım dedin mi, ya bir siyasi partinin, derneğin, vakfın veya yabancı ülkenin emrine girmen ve direktiflerini kabul etmen ve yapman gerekir. Ben hayır dedim. Ya siz?
Okul çağlarında, hep bir şey öğreneyim, bilgili olayım, yazayım, konuşayım insanları aydınlatayım, paylaşayım, yardım edeyim diye çalışırdım. Çalışıyorum. Ya siz?
Şimdi düşünüyorum, ben zamanımı ve aklımı çok seneler, fayda getirmeyen işlere mi harcadım? Ya siz?
Beğenmediğim, okul hayatı başarısız olanlar, merdivenlerde adım adım yükseldiler, makam, şöhret, servet sahibi oldular. Ben makam, servet peşinde değil insan gibi insan olmaya yöneldim. Ya siz?
Geçen zamana bakıyorum boşa geçmiş mi diye sorguluyorum. Ya siz?
Gerçek insan; aklı ve bilim odaklı düşünür yaşar ve aydınlatır. Başkasına eğilmez. Eğilmedim. Başka insanı da ezmez. Ezmedim. İstismar etmez. Etmedim. Ya siz?
İnsanlık yolu; bilim, akıl ve ahlak yoludur. Bu yolda oldum. Ya siz?
Yalan söylememekle, dürüst olmakla, çalışmakla, hizmet etmekle yanlış mı yaptım?
Ayakların baş başların ayak olduğu ortamda söylenecek söz kalmıyor.
Ama iç dünyamda mutluyum, rahatım. Ya siz?
Önümüzde artık yeni bir Dünya yeni Türkiye gerçeği var. İkiyüzlülüğün, dönekliğin, yeteneksizliğin, sahtekarlığın, din simsarlığının, yalancılığın, talancılığı meziyet sayıldığı yeni bir yaşam.
Olan bitenler Türkiye'ye ne getirecek?
Günün Sözü: Bana ne diyen insan, insanlık gerçeğine erememiş yaratık demektir.

14 Ağustos 2018 Salı

Aramızdaki omurgasızlar "Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN" -Aramızda çok sayıda Grekofiller (Rum hayranları), AB’nin para ile tutulmuş destekçileri ile ABD’nin, profesyonelce yetiştirilmiş ve aramıza serpiştirilmiş provokatörleri bulunmakta


Aramızdaki omurgasızlar

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN

Aramızda çok sayıda Grekofiller (Rum hayranları), AB’nin para ile tutulmuş destekçileri ile ABD’nin, profesyonelce yetiştirilmiş ve aramıza serpiştirilmiş provokatörleri bulunmakta. Bu üç grup, üç koldan Türkiye düşmanlığının yaratılması, KKTC’nin lağvedilmesi, Türkiye’nin garantörlüğünün iptal edilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin adadan gitmesi için akla gelen her tür girişimi ve düzenbazlığı yapmakta.

Şimdi dövizin son birkaç aydır girdiği yükseliş süreci, bu yıkıcı gruplar için bulunmaz bir nimet oldu. Amaç ve hedefleri, dövizin yükselişini bahane edip, Türk parasından ve Türkiye’den kurtulmak için elden geleni yapıp, tansiyonu yükseltmek.

KKTC’de yaşayan ve KKTC’nin her nimetinden faydalanan ama hala daha özgür olmayı, egemen olmayı para ile ölçmeyi marifet sayan ve aralarında bazı akademisyenlerin de yer aldığı bu omurgasız, dik durmayı bilmeyen ve kendi ayakları üzerinde durmayı bilmeyen kişileri görmek gerçekten çok üzücü.

1974 öncesinde Kıbrıslı Türklerin adada, ikinci sınıf vatandaş olarak kabul edilen Hıristiyan Maronit, Latin ve Ermeni’lerden sonra üçüncü sınıf vatandaş konumunda yaşamlarını sürdürmeye mecbur bırakıldığını, 1960 Anayasasında devletin ve adanın ortağı oldukları yazmasına rağmen hiçbir haklarının olmadığını, her fırsat ve koşulda aşağılandıklarını, Rumlarla aynı yer ve statüde çalışsalar bile daha az maaş almaya mahkum edildiklerini, devlet dairelerinde, politik reklam amaçlı çalıştırılan tek tük Kıbrıslı Türkün hiçbir yetkilerinin olmadığını ve mevkilerinde göstermelik oturtulduklarını, Rum mahkemelerinde hiçbir davada Türklerin haklı bulunmadığını, Türklerin Rumlardan toprak almasının yasaklandığını ama Rumların Türklerden toprak almasının serbest bırakıldığını ve teşvik edildiğini, göstermelik birkaç Kıbrıslı Türk’ün dışında hiçbir Kıbrıslı Türk’e ithalat izni verilmediğini, Türk köylerinde elektrik ve suyun olmadığını, yollarının ise Türk köyü olmaları nedeni ile kasten yapılmadığını ve de en önemlisi Kıbrıs Türkünü veya Türklerini kalleşçe öldüren hiç bir Rum’a ceza verilmediğini tüm bunlara ilaveten de 1974 öncesi yaşadığımız fakirliği, sefaleti, işsizliği, mağaralarda yaşamak zorunda kalanlarımızı unutmuşa benziyorlar.

Bu omurgasız, şahsiyetsiz ve onursuzvatandaşlarımız, özgürlüklerini ve egemenliklerini terazinin bir kefesine, aldıkları maaşı da terazinin diğer kefesine koyarak, kan ve gözyaşı pahasına anavatanımız Türkiye’nin sonsuz ve sınırsız desteğiile kurmayı başardığımız KKTC’mizden Euro (Avro) maaş almak uğruna vazgeçmekten veTürkiye’yi KKTC’den kovmaktan bahsediyorlar ve utanmadan sıkılmadan bu fikirlerini de yaymaya çalışıyorlar.

Zannediyorlar ki Türkiye’nin garantisi kalkarsa, Türk Silahlı Kuvvetleri de bu adadan giderse, her şey ve her yer güllük gülistanlık olacak, Euro maaş alacaklar ve mutlu bir hayat sürecekler!!!

Önce bu “şuursuz ve hayalperest” Kıbrıs Türklerine (!) tarih okumalarını tavsiye ederim. Öyle birkaç yüz yıl geriden başlayarak değil, 1950 ile 1974 yılları arasını okusunlar yeter.Sadece Türk basınını değil, Rum ve İngiliz kaynakları da okusunlar. O vakit çok daha iyi anlayacaklar geçmişte neler yaşadığımızı, Rumların bize hangi gözle baktıklarını, bize karşı hangi duyguları beslediklerini ve bizleri hangi sınıfa koyduklarını…

Eğer üç kuruş fazla maaş uğruna, Türkiye’nin garantisinin kalkmasına, yegane güvencemiz olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin adamızdan gitmesine ve KKTC’mizin lağvedilmesine razı olmayı düşünüyorlarsa başlarına geleceklerin 1950 ile 1974 yılları arasındaki 24 yıl içinde yaşadıklarımızdan hiç farklı olmayacağını bilmeleri gerekmekte.

İnsan haklarının sınırsız olduğu iddiasındaki anlı şanlı Avrupa Birliği’nin üyesi olan Yunanistan’ın kuzeyinde, Batı Trakya Bölgesinde yaşayan kardeşlerimizin durumu, yaşam koşulları, hakları, hukukları, parasal durumları ve benzeri insani haklarının neler olduğu ve nerede bitmeye zorlandığı bu hayalperest ve paragöz vatandaşlarımıza iyi bir ders ve örnek olmalı.

Para uğruna kendi egemenliğinden, özgürlüğünden ve devletinden vazgeçip, özgürlüğünü ve devletini bir kenara iterek bir başka milletin egemenliği altına girmeyi kabul etmiş olan bir millet veya halk veya da bir toplum dünya tarihinde yer almadı bugüne değin.

Umarım aramızda yaşayan Grekofil’ler ve paragözler sayesinde böylesi insanlık tarihi için yüz karası olacak bir olay bizim başımıza gelmez de dünya üzerinde yaşayan yüzlerce millet, halk ve toplum tarafından asırlarca kötü bir örnek, aşağılık bir halk olarak gösterilmeyiz ve en mühimi tarih kitaplarında“devlet verip azınlık olmuş tek halk” olarak yer almayız..

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Dr. (Ulus. İliş.) Ata ATUN, Akademisyen
KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı
e-mail: ata@ataatun.com veya ataatun@gmail.com - http://www.ataatun.org - Facebook: AtaAtun1